Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz

 
Gelişmiş Arama

6816 Mesaj 603 Konu- Gönderen: 1171 Üye - Son üye: cemb
UsmleTurk ForumlarıGenel ForumlarGüncel TıpTÜRKİYE'DE HEKİMLİK İLE İLGİLİ HABERLER
Sayfa: [1] 2 3   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: TÜRKİYE'DE HEKİMLİK İLE İLGİLİ HABERLER  (Okunma Sayısı 5650 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Ufuk
Genel Gözlemci
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 194


primum non nocere!


« : Mart 06, 2007, 08:56:20 ÖS »

kuskusuzdur ki bu forumdaki herkes uzmanlığını abd'de yapmayı planlıyor. uzmanlık bittikten sonra bazılarımız vatanımıza geri donecek bazılarımız ise yurtdışında hayatını devam ettirecek. ama ne olursa olsun BU MEMLEKET BİZİM ve ANAVATANIMIZDA olan olaylar bizi alakadar eder. bu forum bir meslek grubuna ait bir forum olduguna gore yurdumuzda bizi en cok alakadar eden konulardan biri de ülkemizde meslegimiz ile ilgili olan gelişmelerdir. bu başlığı kendi anavatanımızda mesleğimiz ile ilgili olan gelişmeleri paylaşıp tartışabilmemiz için açıyorum.
Logged

Beni Türk hekimlerine emanet ediniz!
                Mustafa Kemal ATATÜRK
Ufuk
Genel Gözlemci
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 194


primum non nocere!


« Yanıtla #1 : Mart 06, 2007, 09:05:39 ÖS »

biz baska bir ülkede doktorluk yapmaya çalışırken kendi ülkemizde yabancı hekimlerin çalışması ile ilgili bir haber yolluyorum. aynı zamanda yabancı doktorlar ile ilgili başlık amerikalıların bizi kabul etmedeki sakıncalarını daha iyi anlamamızı saglıyor Cheesy
'Yabancı doktorlar yasası' TBMM'ye döndü
    2 Mart 2007
    A.A.

    Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, yabancı doktorların Türkiye'de çalışmasına da olanak sağlayan; Tıpta Uzmanlık Kurulu oluşturulmasını öngören 5581 sayılı �Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun�u, bazı maddelerinin bir kez daha görüşülmesi için TBMM'ye geri gönderdi.
    Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezinden yapılan açıklamada, Sezer'in, 5581 sayılı �Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun�u, 1, 2, 6, 7 ve 8. maddelerinin bir kez daha görüşülmesi için, Anayasa'nın değişik 89. ve 104. maddeleri uyarınca Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına geri gönderdiği bildirildi.
    Açıklamaya göre Sezer'in iade gerekçesinde, TBMM Genel Kurulunca kabul edilen 5581 sayılı �Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun�un 1. maddesiyle getirilen ek 12. maddede öngörülen, idare hukuku esaslarına göre oluşturulan bir idari işlem niteliğindeki idari para cezasının yargısal denetiminin, 5326 sayılı Kabahatler Yasası'na gönderme yapılarak adli yargı yerine bırakılmasının, Anayasa'nın 125 ve 155. maddeleriyle bağdaşmadığı belirtildi.

    ATANACAKLARIN SEÇİMİ
    Yasa'nın 2. maddesinde, �Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun ek 1. maddesinin ikinci fıkrasının değiştirildiği ve bu fıkradan sonra gelmek üzere maddeye bazı fıkralar eklendiği� kaydedilen iade gerekçesinde, Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma hastaneleri klinik şef ve şef yardımcılıklarına atanacakların seçimi konusunda, incelenen yasayla yapılan düzenlemelerin, özü yönünden eski düzenlemelerden farklı olmadığı; Sağlık Bakanlığının bu seçim ve atamalardaki etkisinin getirilen kurallarla daha da arttırıldığının görüldüğü vurgulandı.
    Gerekçede şöyle denildi:
    �Ayrıca, yapılan düzenlemeyle, kalkınmada öncelikli illerde bulunan eğitim ve araştırma hastanelerinde boş bulunan şef kadrolarına yapılacak atama yönünden, takdir yetkisinin hizmet dışı öznel nedenlerle ve hizmet gerekleri ile bağdaşmayan etkilere açık olarak kullanılmasına da olanak yaratılmaktadır.
    Daha önce 5382 sayılı Yasa'yı geri gönderme yazısında da belirtilen eğitim ve araştırma hastanelerindeki klinik şefliği ve şef yardımcılığı görevinin nitelik ve işlevinden kaynaklanan önemi nedeniyle, Yasa'da nesnel hiçbir ölçüt getirilmeyerek, seçimin ve atamanın, bir siyasal organın öznel takdir ve değerlendirmesine bırakılmasını, iş yeri huzurunu, çalışma barışını bozucu niteliği nedeniyle hizmet kalitesini ve verimini düşüreceğinden, hizmetin gerekleri ve kamu yararıyla bağdaştırmak olanaksızdır.�

    "ÖLÜMLE SONUÇLANABİLECEK ZARARLAR..."
    Yasanın 7. maddesiyle, önemli görülen ve tıp fakültesi eğitiminden sonra beş yıllık bir eğitimle kazanılan anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanlık dalıyla ilgili anestezi iş ve işlemlerinin, kimi koşullarla da olsa, anestezi teknisyenlerince yapılmasına olanak sağlandığı anlatılan gerekçede, şöyle devam edildi:
    �Söz konusu uzmanlık alanıyla ilgili yeterli eğitim formasyonuna ve donanımına sahip olmayan bir meslek grubuna, anestezi alanında görev ve sorumluluk yüklenilmesi, hasta yönünden giderilmesi çok güç sağlık sorunları yaratabilecek, hatta ölümle sonuçlanabilecek zararlar oluşturabilecektir.
    Maddede her ne kadar, anestezi teknisyenlerinin, anestezi iş ve işlemlerini, anestezi uzmanının bulunmaması ve ameliyatı yapan ilgili uzmanın gözetiminde ve direktiflerine göre yapması gibi koşullara yer verilmiş olsa da bu durum sonuca etkili değildir. Çünkü, anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanlık dalı, ameliyatta bulunan diğer uzmanların uzmanlık alanlarından çok farklı olduğundan, konulan koşul olası riskleri ve olumsuzlukları ortadan kaldırmaya yetmeyecektir.
    Ayrıca, bu düzenlemeyle, anestezi teknisyenlerinin kusur ve hatalarından anestezi uzmanı olmayan doktorların sorumlu olmasının da yolu açılmaktadır.�
    Gerekçede, �Bu nedenle, incelenen Yasa'nın 7. maddesiyle getirilen ve anestezi teknisyenlerine, anestezi uzmanı olmayan uzmanların gözetiminde anestezi iş ve işlemlerini yapabilme olanağı sağlayan kural, Anayasa'nın 5, 17. ve 56. maddeleriyle bağdaşmamaktadır. Ayrıca, söz konusu kural, sağlıklı yaşam hakkını zayıflatıcı nitelikte etkiler yaratacağından, sağlık hizmetlerinin gerekleriyle ve kamu sağlığıyla da örtüşmemektedir� görüşüne de yer verildi.

    YABANCI DOKTOR
    Yasa'nın, 6. maddesinde, �Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına dair Kanunun 1.i maddesindeki 've Türk bulunmak' ibaresinin madde metninden çıkarıldığı� belirtilen gerekçede, 8. maddesinde de �1219 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci cümlesindeki 'izinli Türk hekimlerinin' ibaresinin 'mezun hekimlerin' olarak değiştirildiği� kaydedildi.
    Yasanın 6 ve 8. maddelerinde öngörüldüğü gibi, 1. maddeden �Türk bulunmak� ibaresinin çıkarılmasının, 4. maddedeki �izinli Türk hekimlerinin� ibaresinin �mezun hekimlerin� ibaresiyle değiştirilmesi ile yabancı uyruklu doktorlara, Türkiye'de doktorluk yapabilme olanağı sağlandığı belirtilen iade gerekçesinde, böylece Cumhuriyet tarihinde ilk kez, sağlık alanında uygulana gelen �Türk doktorları merkezli� sağlık politikasından vazgeçilmekte olduğu ifade edildi. Gerekçede daha sonra şu hususlar yer aldı:
    �Konuya ilişkin tüm yazılı kurallar göz önünde bulundurularak değerlendirildiğinde, yabancı doktorların kamu kurum ve kuruluşlarında çalıştırılamayacağı, yalnızca özel sağlık kuruluşları ile özel muayenehanelerde çalışabilecekleri; bir jüri tarafından yapılacak değerlendirmelerden geçmeleri, kimi koşulları taşımaları, diploma denkliklerinin kabul edilmesi gerektiği gibi, zorlayıcı koşullar bulunduğu sonucuna varılsa da, tüm bunlar, yabancı uyruklu doktorlara Türkiye'de doktorluk yapma olanağı sağlandığı gerçeğini değiştirmemektedir.
    Türk doktorları, toplumun sağlık sorunlarını ve sosyal sorunları bilerek, hizmet isteklerine uygun biçimde yetiştirilmektedirler. Bir doktorun, toplumsal gerçekleri ve koşulları bilmeden sağlık alanında hizmet vermesi, nitelikli hizmet üretilmesi yönünden sakıncalıdır. Yabancı doktorların dil sorunları da, bu olumsuzluğu artırıcı bir öge olarak değerlendirilmektedir.�
    Öte yandan, Türkiye'de doktor sayısının yetersizliğinden çok dengeli ve adil olmayan bir dağılım ve sağlık alanında altyapı eksikliği sorunu bulunduğu anlatılan iade gerekçesinde, şu değerlendirmeye yer verildi:
    �Ayrıca, ülkemizin kimi yöresel koşulları, çalışma koşulları ve ekonomik koşullar gözönünde bulundurulduğunda Türkiye'ye nitelikli yabancı doktor gelmeyeceği de bir gerçektir.
    Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı doktorların henüz istihdam sorunu çözülmemişken, yabancı uyruklu doktorların Türkiye'de çalışmasını olanaklı kılmanın yerinde olmayacağı değerlendirilmektedir.
    Avrupa Birliğine tam üyelik sürecinde, kişi ve hizmetlerin serbest dolaşımı önündeki engellerin kaldırılması amacına uygun olarak, Türkiye'de tababet icra edebilmek için Türk olmak şartının kaldırılması gerektiği ileri sürülerek, değişikliğin Avrupa Birliği uyum sürecinde gerçekleştirildiği belirtilmektedir.
    Oysa, değişiklik, Avrupa Birliği ülkelerinde sağlık alanına ilişkin, halk sağlığı, hasta güvenliği, meslek sahibi insanların haklarının korunması gibi ayrıntılı ve kapsamlı düzenlemelere koşut bir yaklaşım içermemekte, yalnızca ülkemizde doktor olarak çalışmak için aranan yurttaşlık koşulunu kaldırmaktadır.
    Avrupa Birliği'ne henüz üye olmadığımız için, doktorlarımızın serbest dolaşım hakkına sahip bulunmadıkları gerçeği bir yana, düzenleme ile yalnızca Avrupa Birliği ülkelerinin değil, tüm ülkelerin doktorlarına ülkemizde çalışma olanağı sağlanmaktadır. Eğitim ve çalışma koşulları kötü olan ülkelerden, düşük ücretle çalışmaya istekli doktorların ülkemize gelmesi, sağlık kalitesini daha da düşürecektir.
    Bu nedenlerle incelenen Yasa'nın 6 ve 8. maddeleriyle yapılan düzenlemelerin, kamu sağlığının gerekleri yönünden uygun olmadığı düşünülmektedir.�

http://www.istabip.org.tr/guncel2/ty032007.asp
Logged

Beni Türk hekimlerine emanet ediniz!
                Mustafa Kemal ATATÜRK
mehmet özen
Genel Yürütücü
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 261



« Yanıtla #2 : Mart 06, 2007, 11:16:57 ÖS »

türkiyede her zaman kötü şeyler olmuyor
şu habere ne derseniz
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesi 12 Şubat 2007’de UEMS ‘European Board of Intensive Care Medicine’ (EBICM) tarafından akredite edildi.

 

Böylece Türkiye’de ilk kez bir yoğun bakım alanında verilen eğitimin, Avrupa Birliği ülkelerinde verilen yoğun bakım eğitimine denk olduğu onaylandı. Ziyetçiler EBICM başkanı, eski Avrupa Yoğun Bakım Derneği başkanı Dr. Julian Bion, ve EBICM üyesi, Almanya Anestezi Derneği Başkanı Dr. Hugo Van Aken’dı. Yoğun bakım ünitesinde verilen eğitim yanında yoğun bakım ünitesinin ve hastanenin alt yapısı, eğitim olanakları çok beğenildi.

 

Hacettepe İç Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesi yaklaşık 28 yıl önce kurulmuştur. 1998 yılından beri Doç. Dr. Arzu Topeli-İskit, ünite sorumlusu olarak çalışmaktadır. Hasta sağ kalım oranları oldukça yüksek olan dokuz yataklı ve yıllık yaklaşık 400 hasta yatışının yapıldığı ünitede yüksek doluluk oranıyla sadece dahili branş hastalarına değil, bazı cerrahi hastalara da hizmet verilmektedir ve çoğu zaman yatış konusunda talebe yetişmek zor olmaktadır. 2002 yılında yayınlanan Tıpta Uzmanlık Tüzüğü’nde yoğun bakımın iç hastalıkları ve göğüs hastalıkları uzmanlık eğitimi sonrası yapılabilen bir yan dal uzmanlık eğitimi olarak tanımlanmasından sonra, iç hastalıkları yoğun bakım ünitesinde iç hastalıkları ve göğüs hastalıkları uzmanlarına yan dal uzmanlık eğitimi verilmeye başlanmıştır. Şu ana kadar bir yan dal araştırma görevlisi eğitimini tamamlamış, bir iç hastalıkları uzmanı ve bir göğüs hastalıkları uzmanı yan dal eğitimlerini sürdürmektedirler. Ayrıca, başka hastanelerden 20’yi aşkın iç hastalıkları, göğüs hastalıkları ve acil tıp hekimleri ünitede eğitim amacıyla görevlendirilmiştir.

 
Logged

hiçbirşey imkansız değildir
Ufuk
Genel Gözlemci
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 194


primum non nocere!


« Yanıtla #3 : Mart 07, 2007, 10:26:34 ÖS »

belki her zaman kotu şeyler olmuyor ama bence yukaraıdaki haber o kadar da iç açıcı değil. tabi ki bu hangi bakış açısından baktığımıza gore degisir fakat yazdıda gecen ''ilk kez'' sozcukleri aslında bu habere o kadar sevinmememiz gerktiğini düşündürüyor. elbette ki bu ödülü almamız çok güzel ama sonuçta ödül türkiyedeki en iyi hastanelerden birine geliyor ve de çok geç gelen bir başarı başarı mıdır? bu da çok önemli bir nokta.
Logged

Beni Türk hekimlerine emanet ediniz!
                Mustafa Kemal ATATÜRK
Ufuk
Genel Gözlemci
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 194


primum non nocere!


« Yanıtla #4 : Mart 08, 2007, 12:38:09 ÖÖ »

aşagıdaki haber biraz eski ama gunumuzdeki gelişmelerle alakalı oldugunu düşündügüm için yolluyorum. beni sadece güldüren ve  bilgisizlik yüzünden yazıldığını düşünmek istediğim bir haber.
haberin altındaki linke tıklayıp altındaki yorumlara bakarsanız devlet hastanesinde çalışan hiç bir doktorun bu kadar kazanamayacağı çok güzel bir şekilde anlatılmış.

Doktor maaşları vekilleri solladı
22 Ağustos 2005 07:27

Hastanelerin, döner sermaye gelirleri, bütçeden aldıkları payı solladı. Öyle ki Türkiye’de her dönemde göze batan milletvekili maaşları bile artık çok gerilerde... Devlet ve üniversite hastanelerinde çalışan doktorlar, muayeneden kazandıkları ücret hariç, aylık 20 milyar lirayı aşan miktarlarda ek ödenekler almaya başladı...

MİLLETVEKİLLERİNİN maaşı her dönem tartışma konusu olur. Ancak, sağlık pesoneline hastanelerin döner sermayesinden yapılan ek ödemelerle doktorların maaşları, milletvekili maaşlarını solladı. Milletvekilleri ayda 7 milyar lira alırken, devlet ve üniversite hastanelerinde muayenehaneden aldıkları hariç doktorlar, aylık 20 milyar lirayı bulan ek ödenekler almaya başladı. Hastanelerin döner sermaye olarak adlandırılan ve doğrudan para alarak yaptıkları tedavi ve tetkiklerden sağlanan gelirler, bütçeden aldıkları payı solladı.

Milyar dolarlık kazanç

Devlet hastaneleri son bir yılda döner sermayeden 2.9 milyar dolar kazanç elde etti. Bu oran üniversite hastanelerinde ise 1.5 milyar dolar olarak gerçekleşti. Hastanelerde uygulanan Performans Hizmet Yönergesi’ne göre, sağlık personeline, baktıkları hasta sayısına ve girdikleri ameliyata göre ek ödenek veriliyor. Doktorlar aldıkları maaş haricinde, aylık olarak 20 milyar lirayı aşan miktarlarda ‘döner sermaye’ ya da ‘performans’ parası alabiliyorlar.

Döner sermayede artış var

Sağlık Bakanlığı’nın, döner sermaye gelirlerinden yapılan harcamalarının genel bütçeden yapılan harcamalarına oranı, 1989’da % 10’du. Bu oran, 1995’te % 33’e, 2003’te % 63’e ve nihayet 2004 yılında da % 92’ye çıktı. 2005’te ise ilk kez döner sermaye harcamaları genel bütçeden yapılan harcamaları geride bırakacak. ABD doları cinsinden incelendiğinde de, 1988’de döner sermaye gelirlerinden yapılan harcama 62 milyon dolar olmasına karşın, 2003 yılında 25 kat artarak 1,5 milyar dolara ve 2004 yılında da 47 kat artarak 2,9 milyar dolara çıktı. Sağlık Bakanlığı’na bağlı kuruluşların döner sermaye harcamaları, 2003’te 2.3 katrilyon lira iken, 2004 yılında % 78 bir artışla 4.1 katrilyon liraya yükseldi. Üniversite hastanelerinin döner sermaye harcamaları ise Sağlık Bakanlığı hastanelerindeki hızda olmasa da artmaya devam etti.
Star

kaynak: http://www.memurlar.net/haber/27428/

               
Logged

Beni Türk hekimlerine emanet ediniz!
                Mustafa Kemal ATATÜRK
mehmet özen
Genel Yürütücü
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 261



« Yanıtla #5 : Mart 08, 2007, 01:16:16 ÖÖ »

peki nerelerden nerelere gelinmiş. bence bu daha önemli. bi başka internetten alıntı. benim e mailime gelmiş. paylaşmak istiyorum. maksadım burası iyi şurası kötü demek değil. kendinizi düşünün 15 sene önce nerdeydiniz şimdi nerdesiniz. elbette türkiyedeki eğitim daha yeni yeni avrupa standartlarında oluyor. ama oluyor. birer birer oluyor. bigün tüm türkiye neden olmasın.

"bunca karamsar memleket ve meslek havalarinda icimiz
kararip giderken, az evvel iyi bir haber aldik
bizim dahiliye yogun bakim unitesi -diger yogun
bakimlar degil- akredite olmus.
...
bu buyuk basaridir.
asistan arkadaslarin bir kismi hatirlar bir kismi
hatirlamaz hatirlatmak gerek, ben 1998'de YBU
kidemlisiyken eski 75'de sahra hastanesi gibi kogusta,
bavuluyla gelen hastalara hizmet verirdik. tam o
yillarda arzu ablanin YBU egitimi icin gittgini
duymustuk.
oyle kesmekes bir yerdi ki, hastalarin altina surulen
surguler; ortaya acilan tuvaletin lavabolarina takilan
uzun hortumlarla akar su altinda dogal yikanmaya
birakilirdi, postalarin cay sigara odasi da o
tuvaletin dibinde bir goz bir yerdi...postalar o
akarsunun ustunden sekerek ellerindeki paspaslari
oraya surterek gecer, ayni paspaslarla yogun bakimi
temizlerlerdi...bu arada ben de yogun bakimda
acinetobacter salginlariyla ilgili bir tez yapiyor;
hayretle toprakta yeseren bir bakterinin bizim
DTA'lara kadar nasil sokulmus olabilecegine kafa
patlatiyordum...
derken arzu abla dondu, biz serkanla basasistandik,
bizi topladi ve dedi ki: burada intörnler nobet
tutmayacak! YBU trafigini azaltacaz, yolu yok! ilk
itiraz bizden gelmisti o zaman, ama intörnlerin
egitimi nolcek diye vidi vidi... asil derdimiz YBU
nobetci asistaninin artacak yukuydu...
felan filan sonrasi malum: 8 yilda arzu abla, YBU ni
resmen bu hastanenin en evrensel servisi haline
getirmis ve bunu deklare ettirmistir!
ustelik tek basina! fellow arkadaslara haksizlik etmem
ama tek hoca anlaminda demek istedim.
insanin tuyleri diken diken oluyor, abla elinize
saglik, iyi ki gidip YBU ogrenmisiniz, iyi ki ortaligi
duzeltmekten vazgecmemissiniz, iyi ki sadece sahsiniza
calismadiniz!
...
bu akreditasyon meselesi hem bizim hastanenin hem
dahiliyenin medari iftaridir, biz arkadan gelenlere de
cok ders cikarticak bir konudur! disari hekes gidiyor
ama donunce bu kadar ele dise dokunur ince ince
sabirla dantel isler gibi ogrendigi tum sistemi burada
hayata gecirme azmi takdire sayan bir sey degil mi!
...
abla elinize saglik!
tum YBU calisanlarini kalben kutalar, tebrik eder,
darisi basimiza derim...
sevgiler
selcuk"
Logged

hiçbirşey imkansız değildir
Ufuk
Genel Gözlemci
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 194


primum non nocere!


« Yanıtla #6 : Mart 08, 2007, 02:20:45 ÖÖ »

daha once de dediğim gibi türkiyede yalnızca kotu seyler olmuyor. hatta verdiğin ornek cok guzel. biz de onu ornek alıp bir şeyleri duzeltmeye çalışmalıyız.Arzu Hanım'ın yaptıkları takdir edilmesi gereken şeyler ama Arzu Hanım bu bozukluğun farkında olmasa bir şey yapmaya çalışmazdı sonuçta. ilk olarak neleri düzeltmemiz gerektiğini bilmemiz lazım. eksiklerimizin farkında olmalıyız.
aslında bana pesimist diyebilirsin(hani hep kotu haberlerler yolluyorum ya Smiley) belki de oyleyimdir ama ben bu koşulları kabul etmiyorum. istedikten sonra çok daha iyi yerlere gelebileceğimizi biliyorum ve bugun bulundugumuz durumdan memnun değilim. bu memnuniyetsizliğim her zaman da devam edecek Cheesy guzel haberler benim için bir umut kotu haberler ise çalışma sebebim. senin gibi duyarlı meslektaşlarımla(bu konuya vakit ayırdığın için seni duyarlı meslektaş olarak algılıyorum Smiley) daha iyi koşullarda çalışmak, hastalarıma daha kaliteli bir saglık hizmeti verebilmek... kısacası DAHA İYİYE ULAŞMAK için çalışacağım.
hep beraber daha iyiye...
Logged

Beni Türk hekimlerine emanet ediniz!
                Mustafa Kemal ATATÜRK
Ufuk
Genel Gözlemci
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 194


primum non nocere!


« Yanıtla #7 : Mart 08, 2007, 02:38:43 ÖÖ »

hep kotu haber veren imajından kurtulmak için bir iyi haber de benden Cheesy naklin Türkiye'nin meşhur fakültelerinden birinde yapılmaması ayrı bir mutluluk bence.

   
   27-02-2007
İnönü üniversitesi Tıp Fakültesi 'nde başarılı karaciğer nakilleri

MALATYA (İHA) -Malatya İnönü Üniversitesi Rektörü Prof .Dr. Fatih Hilmioğlu, "İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi olarak organ nakli ve diğer birçok alanda hedeflediğimiz noktalara birer birer ulaşmanın kıvancını yaşıyoruz" dedi.


Turgut Özal Tıp Merkezi'nde geçen hafta sonunda Prof. Dr. Sezai Yılmaz, Prof. Dr. Vedat Kırıkmlıoğlu ve Prof. Dr. Yıldıray Yüzer'in başkanlığında bir ekip tarafından, Sakarya'dan gönderilen karaciğerin iki parçaya ayrılarak nakil işlemi gerçekleştirilmesiyle ilgili olarak yazılı açıklama yapan İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, "Karaciğerin küçük parçası 5 yaşında 'karaciğer koması' tablosundaki Zeynep Er'e, karaciğerin büyük parçası ise 55 yaşındaki Hepatitis B'ye bağlı 'karaciğer sirozlu' Eyüp Coşkun'a başarıyla nakledildi. Karaciğerin ikiye ayrılarak iki ayrı hastaya nakledilmesi ameliyatı, yani 'Split Karaciğer nakli' ülkemizde sadece birkaç tane yapılmıştır. Avrupa'da bile bu tür bir karaciğer nakli ameliyatı çok az sayıda yapılmaktadır" dedi.


2. Ordu Komutanı Sayın Org. Hasan Iğsız'ın emirleriyle tahsis edilen Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na ait bir uçakla organın İstanbul'dan Malatya'ya getirilmesi ve hemen bunu takiben nakil işleminin başlatılması sonucu iki hastanın hayata döndürüldüğünü hatırlatan Rektör Hilmioğlu, "Son yapılan iki karaciğer nakliyle birlikte İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi'nde yapılan karaciğer nakli sayısı 28'e ulaşmıştır. Bu nakillerin 18'i kadavradan 10'u ise canlıdan gerçekleştirilmiştir. Ayrıca 15 Şubat 2007 tarihinde kadavradan, Ayşe Aaydın (42) ve Şafak Çekin (34) adlı 2 hastaya böbrek nakli gerçekleştirilmiş olup hastaların genel sağlık durumu oldukça iyidir" ifadelerini kullandı.
Son yapılan karaciğer naklinin ulusal basında geniş yer bulması sebebiyle ülkemizin her yerinden büyük bir onur ve duygusallıkla kendilerini arayanlara teşekkürlerini ileten Rektör Prof .Dr. Fatih Hilmioğlu, "İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi olarak organ nakli ve diğer birçok alanda hedeflediğimiz noktalara birer birer ulaşmanın kıvancını yaşıyoruz" diye konuştu.

kaynak: http://www.medimagazin.com.tr/inonu-universitesi-tip-fakultesi-nde-basarili-karaciger-nakilleri-h-42913.html
Logged

Beni Türk hekimlerine emanet ediniz!
                Mustafa Kemal ATATÜRK
Onur
Genel Gözlemci
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 43

On an island


« Yanıtla #8 : Mart 08, 2007, 06:32:19 ÖS »

ünlü transplant cerrahımız munci kalayoğlu da tr ye döndü bu ara.organ nakillerinde güzel gelişmeler bekliyoruz...

Logged

AVİCENNA
Acemi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5



« Yanıtla #9 : Mart 08, 2007, 07:53:17 ÖS »

münci kalaycıoğlu memorialda mı çalışıyor?
Logged

ahmet demirkıran
Onur
Genel Gözlemci
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 43

On an island


« Yanıtla #10 : Mart 10, 2007, 11:18:23 ÖS »

memorial da...

fakat özel de durması bir engel teşkil etmiyor..

adam çok iyi niyetlerle dönmüş trye..

konferansında;

uygun ortam sağlandıpı takdirde ağrıdan edirneye her yerde insanına yardım etmek istediğini, genç cerrahlara da bu işi öğretmek istediğini söylemişiti.hatta konferanstaki kitlenin çoğunu cerrahlar oluşturduğu için özel mailini isteyene verebilieceğini söylemişti...

yani bir hayli istekli...

kendisini işindeki başarısı kadar , mütevaziliğiyle de takdir ediyorum..
Logged

mehmet özen
Genel Yürütücü
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 261



« Yanıtla #11 : Mart 11, 2007, 02:54:31 ÖÖ »

BMM SAĞLIK KOMİSYONU CUMHURBAŞKANININ İADE ETTİĞİ 5 MADDENİN TAMAMINI YASADAN ÇIKARDI...

 TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu, yabancı doktorların da Türkiye'de çalışmasına imkan tanıyan kanunun, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in iade ettiği 5 maddesini, iade gerekçelerine katılarak kanun metninden çıkardı.

Erdöl, Sezer'in iade gerekçesinin okunmasının ardından, kanunun, tıbbi hizmetlerden kaynaklanan her türlü tazminat taleplerinin karşılanması için ''zorunlu mali sorumluluk sigortası'' oluşturulmasını öngören 1. maddesi;

Kklinik şefi, klinik şef yardımcısı, başasistan ve asistan kadrolarına açıktan, atama izni alınmaksızın atama yapılmasını öngören 2. maddesi;

Yabancı doktorların da Türkiye'de çalışmasına imkan tanıyan 6. ve 8. maddeleri ile anestezi uzmanı bulunmadığı hallerde anestezi teknisyenlerin ameliyatlara girmesini öngören 7. maddesinin kanun metninden çıkarıldığını açıkladı.
Logged

hiçbirşey imkansız değildir
Bora(PunK)
Sözlerim kılıçtan keskin
Yönetici
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 559



« Yanıtla #12 : Mart 11, 2007, 10:47:12 ÖÖ »

1,2,6,7 ve 8. maddeler gitti... ee geriye bisey kaldi mi??! Bu adamlar nasil yasama yapiyorlar aman allahim.. kimler bizi yönetiyor?!!
Logged

"Never regard study as a duty, but as the enviable opportunity to learn" (Albert Einstein)
mehmet özen
Genel Yürütücü
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 261



« Yanıtla #13 : Mart 16, 2007, 08:45:21 ÖS »

Sağlık Bakanı kendini Çinli hekimlere emanet etti

Pankreas kanseriyle mücadele eden eski Sağlık Bakanı Yıldırım Aktuna, gen tedavisi için Çin'e gitti. Tıp otoriteleri ise, söz konusu gen tedavisini deneysel olarak niteliyor.

Eski sağlık bakanlarından psikiyatrist Dr. Yıldırım Aktuna pankreas kanseri tedavisi için Çin'e gitti. Dünyada yalnızca Çin'de uygulanmasına izin verilen 'gen tedavisi'nden yararlanan Aktuna, iki haftadır bu ülkede bulunuyor. Çin Halk Cumhuriyeti gen tedavisi yöntemiyle dünyanın dört bir yanından gelen kanser hastalarının ilgisini topluyor. Bu yılın başında ilk kez dört kişiden oluşan bir Türk grubu gen tedavisinden yararlanmak için Çin'e gitmişti. Bir süredir pankreas kanseriyle mücadele eden Dr. Yıldırım Aktuna da bu tedavi yöntemini uygulamaya karar verdi. İnsan vücudunda kanserleşmeyi önleyici gen olan P53 genini içeren bir ilacın kullanıldığı tedavi, tıp otoriteleri tarafından 'deneysel bir yöntem' olarak kabul ediliyor.

HER İSTEYENE UYGULANMIYOR
ABD'de çalışan 40 kadar Çinli araştırmacının ülkelerine dönerek burada çalışma yapmasıyla gen tedavinin temelleri atıldı. Çin'de 130 hastanede üç yıldan beri uygulanıyor. Özellikle baş-boyun, karaciğer, akciğer, mide, meme, pankreas, prostat kanserlerinde etkili olduğu öne sürülüyor. Ancak yine de her hasta gen tedavisi için kabul edilmiyor. Öncelikle bu ülkeye kanser turları düzenleyen şirket, hastanın dosyasını İngilizce'ye çevirerek Çin'de uzman kurula gönderiyor. İki gün içinde gelen yanıta göre hastanın uygun olup olmadığına karar veriliyor. Türkiye'den bugüne kadar gönderilen 200 dosyadan 110'una red yanıtı verilmiş. Pankreas kanseri için uygulanması planlanan gen tedavisi, kemoterapi ve radyoterapi gibi klasik kanser tedavisileriyle birlikte de uygulanabiliyor. Yıldırım Aktuna ile beraber bu yıl başından beri Çin'e tam 13 hasta gitti ve tedavileri de halen devam ediyor. Yıldırım Aktuna'nın yakınları bakanın Çin'e tedaviye gidişini neden sakladığı konusunda ise, "Yıldırım bey gen tedavisi deneysel bir tedavi yöntemi olduğu için Çin'e gittiğini etrafa duyurmak istemedi. Bir umut, başka insanların da hemen bu ülkeye akın etmesinden ve olumsuz sonuçlar çıkmasından çekindi" yorumunu yaptı.

Sabah
Logged

hiçbirşey imkansız değildir
mehmet özen
Genel Yürütücü
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 261



« Yanıtla #14 : Mart 26, 2007, 06:56:30 ÖS »

26-03-2007
TUS'la değil YÖK'le

YÖK, 5 asistanın yetersiz eğitim aldıklarına dair dilekçeleri üzerine, Abant İzzet Baysal Üniversitesi İzzet Baysal Tıp Fakültesi Kadın Doğum Anabilimdalı asistanlarını İstanbul ve Ankara’ya naklen tayin kararı aldı

Helin Aygün/Ankara
Abant İzzet Baysal Üniversitesi İzzet Baysal Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalının tüm asistanları, uzmanlık eğitimlerinin yetersiz olduğu gerekçesiyle Hacettepe ve İstanbul Üniversitelerine naklen naklen tayin edildi. Asistanların dilekçesi üzerine tayin kararı alan YÖK, ilginç bir uygulamaya imza atmış oldu. Böylece, Abant İzzet Baysal Üniversitesi İzzet Baysal Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalına giren 5 asistan, TUS’ta kendilerinden daha fazla puan alarak Hacettepe ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde uzmanlık eğitimi almaya hak kazanmış diğer asistanlarla birlikte uzman diploması alacak.
Abant İzzet Baysal Üniversitesi İzzet Baysal Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hulusi Gürel ve aynı anabilim dalında görev yapan eşi Prof. Dr. Sebahat Atar Gürel, bu atamaların kendilerine resmi-gayri resmi hiçbir bilgi verilmeden ve araştırma yapılmadan, sadece asistan dilekçesine dayanılarak yapıldığını iddia etti. Prof. Dr. Hulusi ve Sebahat Atar Gürel, akademik ve kişisel saygınlıklarının zedelendiği için istifa edeceklerini açıkladı.

Dilekçeler sonuç getirmedi
İddialara göre 2002 yılında kurulan Abant İzzet Baysal Üniversitesi İzzet Baysal Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalında, 3 yılda 5 asistan uzmanlık eğitimine başladı. Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hulusi Gürel, doğumhanenin ve acil servisin açılması için Dekanlığa ve Başhekimliğe çok sayıda yazı yazmasına karşın yanıt alamadı. Asistanlar, Rektörlüğe yaptıkları başvuru üzerine doğumhanenin Temmuz 2006’da açılacağı sözü aldı. Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gürel, asistanların 6 aylığına rotasyona gitme taleplerine de olumlu yanıt verdi.
hulusi gurel
Rektörlüğün taahhüt ettiği tarihte doğumhanenin açılmaması, Rektörlüğe ve Dekanlığa verdikleri dilekçelerden sonuç alamamaları üzerine 5 asistan, 1 Aralık 2006 tarihinde YÖK’e dilekçe verdi. Dilekçede, doğumhane ve acil servisin açılmaması nedeniyle uzmanlık eğitiminin aksadığı dile getirildi. Bunun üzerine fakülte dekanlığına yazı yazan YÖK, fakülte bünyesinde doğum yaptırılıp yaptırılmadığını sordu. Dekanlık, YÖK’e “doğum hizmeti verilmiyor” yanıtını verdi ve doğumhane ve acil servisin açılması çalışmalarını hızlandırdı. Dekanlığın yanıtı üzerine YÖK, uzmanlık eğitiminde aksaklıklar yaşandığı gerekçesiyle, asistanları başka üniversitelere naklen atama kararı aldı.

Anabilim Dalından habersiz atama
Abant İzzet Baysal Üniversitesi İzzet Baysal Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, 8 Mart’ta Dekanlıktan gönderilen bir yazıyla, tüm asistanlarının naklen atandığından haberdar edildi.

YÖK’ün naklen atama kararına göre, bir asistan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde, iki
asistan İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesinde, diğer iki asistan da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde uzmanlık eğitimini tamamlayacak.

Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hulusi Gürel, işlemin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle dava açmayı planlıyor. Gürel ayrıca, eğitimi kimin aksattığının belirlenmesi için YÖK’ün soruşturma açmasını isteyecek.

“Sadece dedikoduları duyduk”
Abant İzzet Baysal Üniversitesi İzzet Baysal Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hulusi Gürel, anabilim dallarındaki eksikliklerin giderilmeye başladığı bir anda YÖK’ün böyle bir karar almasını üzüntüyle karşıladıklarını söyledi. Anabilim Dalı Başkanı olarak kendisine bu konuyla ilgili herhangi bir bilgi verilmediğinin, görüş istenmediğinin ve YÖK tarafından bir araştırma yapılmadığının altını çizen Prof. Dr. Hulusi Gürel, “Bize Dekanlıktan, Rektörlükten veya YÖK’ten herhangi bir yazılı veya sözlü hiçbir bilgi verilmedi. Bizim hiçbir şeyden haberimiz olmadı. Sadece son bir ayda fakültede birtakım dedikodular duyduk” dedi.

“Dekanlık ilgilenmedi” iddiası
Prof. Dr. Gürel, doğumhanenin eksiklikleriyle ilgili ve eğitimin aksadığına dair 2004, 2005 ve 2006 yıllarında Dekanlığa ve Başhekimliğe onun üzerinde resmi yazı yazdıklarını, buna karşın Dekanlığın hiçbir çabası olmadığını savundu. Normalde Dekanlığın kendilerinden eğitim hizmeti istemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Hulusi Gürel, “Bu sene ilk defa 4. sınıf öğrencilerinden oluşan staj grupları geldi. Staj grubu gelmeden Dekanlıkla eğitimin aksayacağı konusunu görüştüm ama hiç kimsenin kılı kıpırdamadı. Mayıs ayında gelecek olan 4. sınıf öğrencileri, asistan olmadığı için hiçbir şey öğrenemeyecek. Hizmet durma noktasına geldi” diye konuştu.

Diğer bölümlere de sıçrayabilir
Prof. Dr. Hulusi Gürel, YÖK’ün bu kararının, direkt Abant İzzet Baysal Üniversitesi İzzet Baysal Tıp Fakültesine karşı yapılmış bir hareket olduğunu söyledi. Bunun, diğer birimlere de örnek oluşturabileceği uyarısında bulunan Gürel, “Eğitim alanında eksikliği olan başka branşlar da var. KBB Anabilim Dalında kulak ameliyatı yapılamıyor. Ortopedi ve genel cerrahi asistanları uzman olmak üzereler, ama acil vaka görmediler. Bıçaklanma, kurşun yaralanması, akut apandisit gibi acil hastalara bakmadan uzman olacaklar. Bizim yaşadığımız olayın vahim tarafı, bu kararın diğer üniversiteler tarafından da örnek gösterilebileceği ihtimali. Çok sıkıntılı durumlar yaşanabilir” dedi.

“İstifa et” mesajı
Doğumhanenin olmamasına karşın jinekolojik olarak mükemmel bir eğitimin verildiği bir bölümden 5 aylık bir asistanın alınmasının normal karşılanamayacağını ifade eden Gürel, “Buradan, oradaki profesörlere ‘git’ mesajı çıkarmak lazım. Bunun bir baskı amacıyla kullanıldığı aşikar. 5 aylık bir asistanı alan YÖK’ün, oraya yeni bir asistan vermesi mümkün değil. Yani bize ‘istifa edin’ baskısı yapıldı.

Biz, kendi Anabilim Dalımızdaki sorunu rotasyonlarla çözme noktasına gelmiştik. Ama asistanlarımıza söz verildiği için, bunu istemediler. Biz de yazışmalara başlayamadık. Bizler kadın doğum camiasında iyi kötü tanınıyoruz. Haksız yere zan altında kaldık” dedi.

10 bin YTL bağış
Abant İzzet Baysal Üniversitesi İzzet Baysal Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sebahat Atar Gürel ise, doğumhaneyle ilgili eksikliklerin asistanlar YÖK’e dilekçe verdikten sonra tamamlandığını iddia etti. Prof. Dr. Sebahat Gürel, “Muhtemelen YÖK Rektörlüğe haber verdi. Ondan sonra bir bağışçı bulundu. Bu bağışçı kliniğe 10 bin YTL bağış yaptı. Doğumhane için alınan malzemeler bağışçı kanalıyla karşılandı. Doğumhanenin eksiklikleri tamamen giderilmiş değil, ama doğum yaptırılabilecek düzeye geldi” dedi.

Aralarında 5 aylık bir asistanın da bulunduğu 5 asistanlarının başka üniversitelere atanmasıyla, kendilerine “5 aylık bir asistana bile eğitim veremiyorsunuz” dendiğini vurgulayan Prof. Dr. Sebahat Gürel, şöyle devam etti:
“Bu olay beni olumsuz olarak etkiledi. Eğitimde eksikliklerimiz var ama bu sadece asistan eğitimiyle ilgili değil. YÖK’ün bu kararından sonra ortaya şu sonuç çıkıyor; 5 aylık asistan için bile uygun görülmeyen bir ortamda, biz 2 kadın doğum profesörü olarak 4 yıldır mücadele ediyoruz. O mücadelenin sonunda geldiğimiz nokta şu: Şimdiye kadar yapılan bütün emekler, bizden en ufak görüş alınmadan, araştırma-soruşturma gereği duyulmadan sıfırlandı.
sebahatgurel
Anabilim dalımız yeni kurulan bir yer olmasına karşın, hiç de küçümsenmeyecek bir eğitim veriyorduk. Kliniği o noktaya getirebilmek için dişimizle tırnağımızla çalıştık. Biz göreve başladığımız zaman asistan yoktu. 1-1.5 yıl boyunca poliklinikte asistan gibi sabahtan akşama kadar çalıştık. Asistanlar gelince yine onlarla birlikte 6 ay poliklinikte hasta baktık. Asistan vaka danıştığında yine oradaydık.”

Akademik saygınlığa gölge
Prof. Dr. Sebahat Gürel, akademik ve kişisel saygınlıklarının ayaklar altına alındığını söyledi. Olayla ilgili olarak Gürel, “YÖK, 5 yıldır o fakülteye öğretim üyesi, 3 yıldır da araştırma görevlisi kadrosu açıyor. Madem ki eğitim yetersiz, niye öğretim üyesi ve asistan kadrosu açılıyor? Niçin bu süre içinde denetim yapılıp, gerekli önlemler alınmıyor? Bu olay bu kadar basit mi? Herhangi bir araştırma komisyonu inceleme yapmadan, sadece asistan dilekçesiyle naklen atama yapılabilir mi?” diye sordu.

“En onurlu şey istifa etmek”
Prof. Dr. Sebahat Gürel, asistanların daha iyi bir eğitim alması için başka üniversitelere atandığını ancak, Abant İzzet Baysal Üniversitesi İzzet Baysal Tıp Fakültesi nde kadın doğum eğitiminin bitirildiğini ifade etti. Gürel, şunları söyledi:
“Mayıs ayında stajyer grubumuz gelecekti, biz nasıl staj eğitimi vereceğiz? Poliklinikte asistan gibi çalışıp, yatırdığımız her hastanın dosyasını hazırlayıp, konsültasyonunu, tetkiklerini isteyip, ameliyata mı gireceğiz? Yoksa ders verip araştırma mı yapacağız? Olanlar bizi istifanın eşiğine getirdi. Çünkü orada fiilen çalışamaz hale geldik. 5 aylık asistana bile eğitim veremediğimiz söyleniyor. Bu durumda her onurlu kişinin yapacağı şey, istifa etmektir.”
Medimagazin
Logged

hiçbirşey imkansız değildir

Sayfa: [1] 2 3   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: