Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz

 
Gelişmiş Arama

7079 Mesaj 635 Konu- Gönderen: 1254 Üye - Son üye: mathilda
Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Amerika da Osmanlı nın izleri  (Okunma Sayısı 551 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
residency
Ziyaretçi
« : Mart 24, 2007, 08:24:24 ÖS »

Sultan Abdülmecid 150 yıldan beri Washington’u gözlüyor

"washington monument" beyaz sarayın önündeki dikilitaşın bizi ilgilendiren yönünü biliyormuydunuz     not:aşağıdaki yazılar alıntıdır

bu yapinin bizi ilgilendiren tarafi ise sultan abdülmecid'in tuğrasıyla beraber türk hat sanatının en büyük isimlerinden birinin, ayasofya camii'ndeki dünyanın en büyük hat levhalarının sahibi kazasker mustafa izzet efendi'nin de bir yazısının yeralir. bu levhada;

"devám-ı hulleti te'yid için abdülmecid hán'ın
yazıldı nám-ı páki seng-i báláya vaşington'da"

yani

"abdülmecid han'ın temiz adı, dostluğun devamını göstermek için, washington'da dikilen bu yüksek taşa yazıldı"

denmekteydi.

levha 1853'te bir gemiyle amerika'ya gönderildi, taşıma masrafı olarak o zamanın parasıyla 390 kuruş ödendi ve inşaat tamamlanınca washington anıtı'nın üzerine yerleştirildi. sultan abdülmecid'in mermere hakkedilmiş tuğrası, ismi ve amerika hakkındaki iyi temennileri, o zamandan beri anıtın üzerinde duruyor.

bu yapiya ayni zamanda mısır'ın kavalalı mehmed ali paşa soyundan gelen valisi de, tarihi iskenderiye kütüphanesi'nden kalma bir geniş mermer gönderdi.

kaynak:murat bardakçı nın 18 mayıs 2003 tarihli makalesi okumanızı tavsiye ederim ayrıca diğer kaynak:ekşi sözlük

http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2003/05/18/290859.asp





"Özgürlük Heykeli"nin bilinmeyen öyküsü"
 
Heykel, 19. yüzyılın ortalarında Türk toprağı olan Mısır'a dikilmesi maksadıyla Fransızlar tarafından hazırlanmış ama sonradan yaşanan bazı şanssızlıklar yüzünden Mısır yerine Amerika yolunu tutmuştu. İşin daha da garip tarafı, heykelin masraflarının büyük kısmının, zamanın hükümdarı Sultan Abdüláziz Han tarafından bizzat ödenmiş olmasıydı. 'New York' dendiği zaman, çoğumuzun hatırına ilk önce Manhattan'daki gökdelenler ve şehrin hemen önündeki adada yükselen, kaidesiyle beraber tam 93 metrelik 'Özgürlük Heykeli' gelir. 1880'li senelerde Fransa'da yapılan Özgürlük Heykeli'nin masraflarının büyük kısmının bizden çıktığını, projesinin New York'a değil, o yıllarda Türk toprağı olan Mısır'a dikilmek üzere hazırlandığını ve son anda yaşanan bir talihsizlik neticesinde Amerika'ya gittiğini bilir misiniz?

İşte, kaçırılan bu fırsatın kısa öyküsü:

19. asırda Osmanlı İmparatorluğu'nun toprağı olan Mısır, yüzyılın ilk yıllarından itibaren Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın soyundan gelen 'Hıdiv' unvanlı valiler tarafından idare ediliyordu ve içişlerinde bağımsız hale gelmişti. Mısır valileri, sadece yabancı memleketlerle imzaladıkları anlaşmalarla mâli protokolleri padişaha tasdik ettirmekle yükümlüydüler ve İstanbul, bu gibi talepleri genellikle her zaman yerine getiriyordu. Mısır Valisi Said Paşa'nın Fransız mühendis Ferdinand de Lesseps'e 1854'te hazırlattığı ve Akdeniz ile Kızıldeniz'i birbirine bağlayacak olan Süveyş Kanalı projesi de onaylaması için Osmanlı hükümdarına sunulmuştu.

Projenin arkasında Fransa vardı ama İngiltere, Akdeniz'deki ve Hindistan'daki hákimiyetini sona erdirebilecek olan böyle bir hazırlığa karşı çıkıyor ve zamanın hükümdarı Sultan Abdüláziz Han'ı, projeyi reddetmesi için devamlı bir baskı altında tutuyordu. Said Paşa, İstanbul'un tasdikini beklemedi ve 1854'ün 30 Kasım'ında Fransız mühendise projenin hayata geçirilmesi için gerekli şirketin kurulması iznini verdi. Fransız sermayesiyle kurulan şirketin hisse senetlerinin tamamı satılınca İngiltere, Sultan Abdüláziz'e daha da fazla baskı yapmaya başladı ve hükümdar, Mısır Paşası'nın projesini 12 yıl boyunca onaylamadı. Mısır tarafı ise, İstanbul'un tasdiki gelmeden işe başladı ama Said Paşa 1863'te birdenbire ölüverdi. Yerine geçen İsmail Paşa ise Fransız değil, İngiliz taraftarıydı. Bu yüzden iktidarının ilk yıllarında projeye gereken önemi vermedi ama daha sonraki senelerde Kanal'ın Mısır'a nasıl bir hayati değişiklik getireceğini farkedince işe o da dört elle sarıldı. Kazılar neredeyse tamamlanmak üzereyken Fransız hükümeti, Sultan Abdülaziz'e İngilizler'den daha fazla baskı yapmaya başladı. Sultan Abdülâziz Han, 1866'nın 19 Mart'ında yayınladığı fermanla Kanal'a izin verirken Kanal Şirketi ile Said ve İsmail Paşalar arasında varılan anlaşmaları onayladı, üstelik Mısır'ın kanal inşaatı için yaptığı dış borçları da devlet garantisi altına aldı ve kendisi de Kanal Şirketi'nin hisselerine oldukça yüksek bir meblağ yatırdı.

ASYA'NIN IŞIĞI OLACAKTI

Said Paşa ile kanalın mühendisi olan Ferdinand de Lesseps arasında 1854'te varılan anlaşmanın çok ilginç bir maddesi vardı: Kanal'ın Akdeniz'e açıldığı yere dev bir heykel dikilecekti. Heykel, firavunlar zamanının giysilerine bürünmüş bir kadın şeklinde olacak ve elinde 'Asya'nın ışığının Mısır'dan geldiğini' sembolize eden bir meşale tutacaktı. Sultan Abdülâziz Han'ın ödediği paralar arasında yapılacak olan heykelin masraflarının bir bölümü de vardı. Paşa ve mühendis, eseri Fransa'nın tanınmış heykeltraşlarından olan Frederic Auguste Bartholdi'ye sipariş ettiler, hatta bir hayli avans da ödendi ve Bartholdi işe başladı. Dikileceği yerde monte edilecek şekilde parçalar halinde hazırlanan heykel birkaç sene sonra tamamlanmış, kanalın Akdeniz'e açıldığı yerde birkaç hafta içerisinde yerleştirilebilecek hale getirilmiş ve Marsilya'dan bir gemi ile Mısır'a nakledilmesinin hazırlıklarına bile girişilmişti.Ama, Said Paşa'dan sonra Mısır'ın başına geçen İsmail Paşa, Müslüman bir memlekette böylesine büyük bir heykelin dikilmesinin halk arasında hoşnutsuzluk doğuracağını düşündü ve mühendis Ferdinand de Lesseps'e, heykelin Mısır'a getirilmemesi talimatını verdi. Mühendis'in Paşa'yı ikna çabaları neticesiz kaldı. Süveyş Kanalı 1869 Kasım'ında dünyanın dört bir tarafından gelen davetlilerin katıldığı büyük ama 'heykelsiz' törenlerle açıldı.

Bartholdi'nin eseri ise, Mısır'da bu yaşananlardan sonra Paris'te bir  depoya kondu ve tozlanmaya terkedildi. O yıllarda dünyanın bir başka tarafında, Fransa ile Amerika Birleşik Devletleri arasında büyük bir muhabbet yaşanıyor ve taraflar birbirlerine jest üstüne jest yapıyorlardı.

HEYKEL, AMERİKA YOLUNDA

 Paris'te kurulan Fransız-Amerikan dostluk grubunun lideri olan Edouard Rene Lefebvre de Laboulaye, Fransız Hükümeti'ni Amerikalılar'ın Fransa'nın dostluğunu daima hatırlamaları için bir hediye gönderilmesi konusunda ikna etti ve hediyenin devasa bir heykel olması kararlaştırıldı. Heykel bir elinde hukuku simgeleyen bir kitap tutacak, diğer elinde de 'dünyayı aydınlatan özgürlüğün sembolü' olan bir meşale taşıyacaktı. Sipariş gene aynı heykeltraşa, Frederic Auguste Bartholdi'ye verildi. Bartholdi'nin eseri zaten hazırdı, senelerden beri bir depoda beklemedeydi ve tek eksiği üst kısmında, yani elleriyle kollarında ve yüzünde bazı değişiklikler yapılmasıydı.  Amerikalılar heykelin New York'un hemen girişinde bulunan ufak adalardan birine yerleştirilmesine karar verdiler. Bartholdi, kaidenin yerini görmek için New York'a gitti ve Paris'e dönüşünde yeniden işe başladı. Bakır ve çelikten yaptığı heykelin mühendisliği ilgilendiren taraflarını Paris'e kendi adıyla anılan bir kule dikmiş olan Gustave Eiffel ile beraberce çalışarak tamamladı ve 1884 Haziran'ın ilk günlerinde eserini Fransız hükümetine teslim etti. Bartholdi heykelin yüzünü tamamen değiştirmiş ve metale annesi Charlotte'in siluetini işlemişti. Birbirine monte edilecek şekilde yapılmış 350 parçadan oluşan heykel 'İsere' adındaki bir Fransız gemisine yüklendi ve 4 Kasım 1885 günü New York'a ulaştı. New York'ta, bu arada heykelin kaidesinin yapımı için bir bağış kampanyası başlamış, ilk bağışı Macar göçmeni olan, New York'ta 'World' adında bir gazete çıkartan Joseph Pulitzer yapmış ve kaide için 100 bin dolar vermişti. Macar göçmeni gazeteci, daha sonra gazetecilikte dünyanın en büyük ödülü sayılan 'Pulitzer'in de isim babası olacaktı. Kaidenin inşasından sonra sıra heykelin dikilmesine ve resmi açılışa geldi. Bartholdi, New York'a yanına bu defa Süveyş Kanalı'nın mühendisi ve heykelin fikir babası olan Ferdinand de Lesseps'i de alarak gitti ve 1886'nın 25 Ekim'inde yapılan törende eserinin açılışını bizzat yaptı.

kaynak:

http://www.saatlimaarif.com/detay.asp?ContentID=65
 


Logged
residency
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : Mart 24, 2007, 09:45:31 ÖS »

osmanlının izlerini araştırmaya devam Abraham Lincoln osmanlı levendlerinin soyundanmı geliyordu

bizene diyebilirsiniz haklısınız ama böyle egzotik şeylerle ilgilenenler için yazılan bir yazıdır

Anadolu’dan Apalaçya’ya
Bu röportaj Turk of America dergisi katkılarıyla sunulmaktadır

 

  İspanyol denizciler tarafından Amerika kıtasına 1500’li yıllarda getirildikleri tahmin edilen Meluncanlar’ın kökleri Kafkasya, Akdeniz bölgesi ve Anadolu’ya dayanıyor. Yani bir başka deyişle Osmanlı İmparatorluğu’nun hüküm sürdüğü coğrafyanın insanları.



Kingsport, Tennessee New York’a yaklaşık dokuz buçuk saat uzaklıkta, küçük bir kasaba. Tennessee, New York, California, Florida gibi çok sayıda göçmenin yaşadığı eyaletlere kıyasla “gerçek Amerika” diyebileceğiniz topraklar. Nasıl ki Yozgat’ı, Trabzon’u, Konya’yı görmeden Anadolu’nun gerçek yüzünü görmüş olmazsanız, aralarında Tennessee’nin de yer aldığı eyaletleri görmeden de ABD’yi görmüş sayılmazsınız. 


Kingsport kasabası Kentucky, Virginia ve Tennessee eyaletlerinin tam merkezinde, 40 bin nüfüslu bir yerleşim yeri. Son nüfus sayımına göre kasaba halkının yüzde 95’e yakını beyaz Amerikalı. Ve bunların önemli bir kısmı ise kendilerini Meluncanlar olarak tanımlıyor.

ABD’de ve Türkiye’de pek çok kişi değişik zamanlarda Meluncanlar’la ilgili az ya da çok bir şeyler duymuş olmalı. Biz Meluncanlar’ın kimler olduklarını nerede yaşadıklarını görmek için Tennessee’deyiz.

Meluncanlar sadece Tennessee’de değil bugün Apalaçya olarak adlandırılan ve ABD’nin 13 eyaletini kapsayan geniş bir bölgede yaşıyorlar. Meluncanların toplam sayıları bir milyonu aşmasına rağmen kendilerini Meluncan olarak kabul edenler ise 75 bin kadar. Peki ama haberin başından beri adı geçen Meluncanlar kimler? Nereden geldiler? Hangi kökene sahipler?

Amerika kıtasına nasıl geldikleri ve kökleri kesin olarak bilinmemesine rağmen haklarında değişik teoriler var. Tarih kitaplarında isimlerine ilk kez 1813 yılında Virginia’da rastlanıyor. Genellikle kendilerini Portekizli olarak adlandıran Meluncanlar, yaptıkları evliliklerle karışık bir ırk türü oluşturmuşlar. Meluncanlar’ın varlığıyla ilk kez karşılaşanlar onları ne beyaz, ne siyah, ne de yerli Amerikalı olarak sınıflandırmışlar. Şehirlerde yaşayan halk çocuklarını korkutmak istediklerinde, “Yaramazlık yapma seni Meluncanlar’a veririm” diye tehdit edermiş.

İspanyol denizciler tarafından Amerika kıtasına 1500’li yıllarda getirildikleri tahmin edilen Meluncanlar’ın kökleri Kafkasya, Akdeniz bölgesi ve Anadolu’ya kadar dayanıyor. Yani bir başka deyişle Osmanlı İmparatorluğu’nun hüküm sürdüğü coğrafyanın insanları onlar. Tabii bu sadece teorilerden biri. Meluncan’ın Türkçe kelime anlamı da zaten “lanetlenmiş can” anlamına geliyor. Uçsuz bucaksız bir kıtaya 1500’li yılların ikinci yarısında zorla getirilenlerin kendilerini lanetlenmiş olarak görmeleri gayet doğal. Ancak Meluncan’ın Fransızca “melange” kelimesinden gelme ihtimali de varsayımların bir diğeri. Melange kelimesi Fransızca’da karışık olarak tercüme ediliyor. Meluncan kelimesi diğer bazı dillerde ise şu anlamlara geliyor: Yunanca’da koyu veya siyah, Afrikan Portekizcesi’nde ise (melungo veya mulango) denizci anlamları taşıyor.

MELUNCANLAR’IN OSMANLI BAĞLANTISI

Hikayeyi biraz gerilere alarak bu konuda tarihsel bazı bilgiler vermekte fayda var. Bir kısım bilim adamına göre bu insanların kökenleri Osmanlı'ya kadar uzanıyor. Bu tezi savunan isimlerin en ünlüsü ise Prof. Dr. Brent Kennedy. Kökenleriyle tanışmasını bir tesadüfe borçlu olan Kennedy, doktorlarının bir türlü teşhis koyamadığı bir hastalık nedeniyle 1988 yılında yatağa düştü. Yürüyemiyor, hareket etmekte zorlanıyordu. Artık çocukları ve eşiyle vedalaşıp ölümü beklemeye başladığı bir sırada doktoru Brent, kendisine Akdeniz Anemisi (Mediterranean Fewer) teşhisini koydu. Ancak ortada garip bir durum vardı. O güne kadar kökleri İrlandalı ve İngilizler’e dayandığı söylenen Brent, nasıl olur da Akdeniz insanlarının yakalandığı bir hastalığa yakalanabilirdi?

Çocukken annesine, akrabalarını gösterip sorduğu “Nasıl olur da benim kardeşim diğer akrabalarım İngiliz ve İrlandalı’lardan daha çok doğu insanına benzer?” sorusunun cevabı aklını daha çok kurcalar oldu. DNA testleri yaptırdı. Çevresindekileri de bu testi yaptırmaya ikna etti. Sonuç şaşırtıcıydı. Çünkü sonuçlar köklerinin Azerbaycan, Lübnan, Filistin, Türkiye, Yemen, Suudi Arabistan, Doğu Afrika’ya kadar uzandığını gösteriyordu. 177 Meluncan’ın yapılan kan testlerinde Sarcoidosis, Thalassemia, Behcet’s Disease, Machado-Joseph gibi Akdeniz insanında görülen hastalıklara ait bulgulara ulaşıldı. Hastalık serüveni ile birlikte Türkler’e ilgi duymaya başlayan Brent, ilk kez 1995’de çevresindekilerin gitme demesine rağmen Türkiye’ye yolculuğa çıktı. Bugüne kadar da toplam 10 kez Türkiye’yi ziyaret etti. Gezdiği Anadolu illerinde gördükleri, köklerinin Anadolu’ya dayandığı tezini güçlendirdi. 1997 yılında yazdığı “The Resurrection of a Proud People: The Melungeons” eserinden sonra “From Anatolia to Appalachia: A Turkish American Dialogue” kitabında Osmanlı-Meluncan bağlantısını araştıran Brent Kennedy’nin öne sürdüğü tezler bilimsel olarak yüzde 100 ispat edilmese de, o kendisini kalben Türk olarak hissediyor.

AMERİKAN YERLİLERİNİN KONUŞTUĞU TÜRKÇE

Bugün Meluncanlar’ın köklerini araştıran bir komite bile var. Ama bu komitedeki herkes elbetteki Brent’le tamamen aynı düşüncelere sahip değil. Ancak her şeye rağmen Brent’in Türkiye ziyaretleri Osmanlı-Meluncan bağlantısı tezini güçlendirmiş. Brent, “Biz Amerikalılar genelde karşılaştığımız insanlarla sarılmayız sadece tokalaşırız. Oysa Meluncanlar birbirlerine sarılır. Bu gelenek aile içinde yıllardır yaşattığımız bir özelliğimiz” diyor. Nitekim ilk kaşılaşmamızda ABD’de hiç alışık olmadığımız bir şekilde bize sarılıyor.

Elbette sadece bu davranış, Meluncanlar’ın köklerinin Anadolu’ya dayandığının bir göstergesi değil. Brent Kennedy, ABD’de yaşayan Yerli Amerikalı kabilelerin kullandıkları dil ve soyisimlere de dikkat çekiyor. Cherokiler’in saate kendi dillerinde “saats”, anneye “ana-ta”, babaya “atta” diye hitap ettiklerini vurguluyor. Bu kelimeler Türkçe’de saat, anne ve baba kelimeleriyle benzerlik gösteriyor. Bir başka Amerikan yerli kabilesi olan Creekler’in de kutsal adamlarına “Hadjo” olarak hitap ettiklerini dile getirirken Türkçe’de din adamlarına “hoca” denmesinin tesadüf olamayacağına dikkat çekiyor. Bunun yanı sıra Meluncanlar’ın çocuklarına genellikle Didima (Didim, Aydın’ın ilçesi), Alania (Alanya, Antalya’nın ilçesi), Mahala gibi isimler verdiklerini de söylüyor. Brent, Amerikan yerlilerinin Türkçe’den etkilenmesini de 1500’lü yıllarda aralarına karışan Osmanlılar’a bağlıyor.

Brent Kennedy, annesinin ve teyzesinin sık sık kullandığı “gaumy” kelimesi ile Türkçe’de kullanılan “gam” kelimesinin Apalaçya’da kullanılmasını da manidar buluyor. Apalaçya’da yer alan değişik yerlerin isimleri ile Türkçe arasında da bağlantı kurmaya çalışıyor. Niagara Şelalesi’nin “ne yaygara” kelimesinden, Delaware eyaletinin “dilhah yer” (güzel topraklar), Kentucky’nin “kan tok”, Virginia’da Amerikan yerlilerinin yaşadığı ve kaliteli pamuk üretimi ile tanınan Pamunkey isminin Pamuk-iye kelimesinden türetilmiş olduğu ihtimali üzerinde duruyor. Brent kitabında, benzerliklerden bahsederken şunları söylüyor: “Anadolu folk danslarını seyrettiğimde büyük şaşkınlık duydum. Oyunların Apalaçyalılar’ınkiyle büyük benzerlik taşıdığını gözlemledim. Yerli Amerikan kabilelerden Cherokee Şefi Sequoya’nın kıyafetinin benzerlerini İstanbul Deniz Müzesi’nde gördüğüm Osmanlı Deniz Levendleri’nin kıyafetlerinden farkı yoktu.”

Brent ayrıca Türkçe’de hayır anlamı taşıyan ve başı yukarı doğru kaldırarak çıkarılan “cıkk” sesinin, kendi aile fertleri tarafından kullanılmasına da dikkat çekerek şunları dile getiriyor: “Annemin, bir şeye hayır demek istediğinde başını yukar doğru sallayıp ‘cıkk’ dediğini hatırlarım hep. Aynı davranış şeklini Türkiye ziyaretimde gördüğüm insanların da yaptığına tanık oldum.”

KÖKLERİNİ MERAK EDEN AMERİKALILAR

Meluncan tarihine ilişkin sohbet Brent’in çalıştığı hastahanede başlıyor. Odası Türk bayrağı, Anadolu motifleri taşıyan kilim örnekleri, Türkiye’de konu olduğu gazete küpürleri ve değişik organizasyonlar tarafından verilen ödüllerle süslü. Görüşmemize, bir grup Amerikalı’ya, Meluncanlar’ın kimler olduğunu anlattığı bir konferans ile ara veriyoruz. Konferansta sık sık Türkiye’den örnekler veriyor, salonda bulunan bizleri ayağa kaldırıp dinleyicilere Türkler’le ilgili bilgiler aktarıyor. Türkiye’nin tanıtımı için özel birini görevlendirip üzerine de para verseniz Brent’in yaptığı tanıtımı yine yapamazsınız herhalde. Konferansa gelen orta yaşın üzerindeki dinleyiciler ise ellerinde Brent’in yazdığı iki kitap ile anlatılanları merakla dinliyorlar. Köklerinin hiç tahmin etmedikleri yerlere dayanıyor olması gerçeği onları daha da şaşırtıyor. Toplantı sonrası etrafımızı çevirip bizden daha fazla bilgi istiyorlar. Türk olduğumuz için Tennessee’de bu kadar ilgi görmek bizim de garibimize gidiyor. Ancak bu ilginin asıl nedeni Brent’in anlattıklarında yatıyor.

Brent, sadece konferansta ya da bilimsel toplantılarda insanları aydınlatmakla yetinmiyor. Bizi ağırladığı restoranda servis yapan garsona da soyadını sorup Meluncan geçmişine sahip olabileceğini ikna etmeye çalışıyor. Ancak garson işin verdiği yorgunluktan olsa gerek kökleri üzerinde fazla zaman harcamak istemiyor...

İNEBAHTI SAVAŞI’NDAN CAROLİNA KIYILARINA

Amerika’da okutulan tarih kitaplarında İngiltere’den gelen kolonilerin tarihi 1607 yılında Jamestown, Virginia’ya ayak basmalarıyla başlıyor. Bu koloniyi 1627 yılında Mayflower Gemisi ile gelen ikinci koloni izliyor. Ancak aynı tarih kitapları bu iki koloniden önce kıtaya gelen üçüncü bir koloni olduğunu ve akibetlerinin ne olduğunun bilinmediğini de yazıyor. Kayıp Koloni’nin izlerinde o dönemdeki Osmanlı vatandaşlarının olması da bir ihtimal.

Brent Kennedy, 16. yüzyılda Virginia ve Carolina’da yaşayan Portekizliler’in yanı sıra Ermeni ve Türkler’in de olduğunu söylüyor. Birbirleriyle evlenip, mahalle kuran Osmanlı vatandaşlarının ABD’ye nasıl geldiği ise bir başka ilginç hikaye. Brent, 1586 yılında dünyanın en önemli deniz kaptanlarından İngiliz Sir Francis Drake tarafından North Carolina kıyılarına terk edilen gemi mürettabatı içinde 100 kadar da Osmanlı Levend’inin olduğunu söylüyor. Brent, onun içindir ki kendisine Levend diye hitap edilmesinde de herhangi bir sakınca görmüyor. Peki ama bu Osmanlı Levendleri nasıl oldu da Sir Francis Drake’in gemisinin mürettebatı oldular? Bu sorunun cevabını araştırmak içinde biraz Osmanlı arşivlerine bakmakta fayda var.

1571 yılında Osmanlı Donanması Akdeniz’de, Venedik, İspanyol, Malta ve Papa’nın donanmalarından oluşan güçlere İnebahtı Deniz Savaşı’nda (Battle of Lepanto) yenilince tahminen 10 bin kadar Osmanlı deniz askeri İspanyollar’a esir düştü. 300 gemisinden 260’ını kaybeden Osmanlı Donanması, Akdeniz’de ilk yenilgiyle tanıştı. The Roanoke Voyages editörü David Beers Quinn’in araştırmalarına göre İspanyollar’a esir düşen Türk, Güney Amerika yerlileri ve Portekizliler, bir başka savaşta Güney Amerika seferinde bulunan dönemin ünlü denizcilerinden İngiliz Kaptan Sir Francis Drake’in gemisine esir olarak geçti. Tutsakları Karayipler’de düşmanı İspanyollar’a karşı kullandıktan sonra Küba’da kuracağı koloniye yerleştirmek isteyen İngiliz Kaptan Sir Francis Drake’in karşısına doğal engeller çıktı. Kaptan Drake, fırtına yüzünden Küba yerine Amerika kıyılarına yanaştı. Roanoke Island, North Carolina kıyılarına gelen Kaptan Drake’ı kıyıda ülkelerine dönmeyi bekleyen İngiliz askerleri de beklemekteydi. Roanoke Island’a daha önce yerleşen Ralph Lane Kolonisi’nin askerlerine gemide yer açmak için bir yol vardı o da gemide bulunan esirleri Amerikan kıyısında kaderlerine terketmekti.

İngiliz arşivlerine göre esir Osmanlılar’dan sadece 100 tanesi 1586-87 yıllarında anavatanlarına döndüler. Kaptan Drake, gemide bulunan Osmanlılar’ın bir kısmını Cartagena (Bugünkü Kolombiya’da bir kıyı şehri), veya Santo Domingo’da serbest bıraktı. Diğer bir kısmı da Amerika kıtasında kalmak zorunda kaldı. Yaşamlarını sürdürmek ve çoğalmak için bölgedeki yerli kabilelerle tanıştılar, evlendiler ve daha sonra baskın Anglo-Sakson İngiliz güçlerine boyun eğip dinlerini değiştirdiler.

ÜNLÜ MELUNCANLAR

Brent’in kitabında da yer aldığı gibi Meluncanlar’la bağı bulunan bir çok ünlü isim var. Elvis Presley ve Amerikan’ın eski başkanlarından Abraham Lincoln bunlara birer örnek. Elvis Presley’in annesinin ailesi 1800’li yılların başında North Carolina’dan göç etmiş. Presley’in ikinci kuşaktan anneannesi olan Morning Dove White’ın soyisminin de Meluncanlar tarafından yaygın olarak kullanıldığına dikkat çekiyor Brent. Elvis’in ismi üzerine de araştırma yapan Brent, Arapça’da Temmuz ayı anlamına gelen “Eulalia”, aynı zamanda İspanya’da iyi bilinen bir antik kilise ismi olan “Santa Eulalia” ve Portekiz’de bir kasaba olan “Elvas” ile Elvis ismi arasında bağlantı olduğunu savunuyor. Meluncanlar’ın köken olarak sadece Osmanlı'dan gelmedikleri aynı zamanda Portekiz ve İspanyollar’a dek uzanan bir bağları bulunduğu düşünüldüğünde, Elvis Presley’in de bu zincire eklenmesi mantıklı geliyor. Türkler’in Amerika’nın kuruluşunda rol oynayan uluslardan biri olduğunu savunan Brent, Amerikalılar’ın sadece Avrupalı değil, Azeri, Kıbrıslı, Tel Avivli, İstanbullu kuzenleri olduğu gerçeğini bilmeleri gerektiğini söylüyor.

Brent’in başlattığı araştırmalar Apalaçya ve Türkiye arasındaki bağların artmasına da katkıda bulunmuş. Apalaçya’dan binlerce öğrenci Türkiye’den mektup arkadaşı edinmiş. University of Virginia’s College at Wise ile Dumlupınar ve İstanbul Üniversiteleri karşılıklı öğrenci değişimine başladı. İzmir’in Çeşme ilçesi ile Virginia’daki Wise kasabası kardeş şehir ilan edildiler. Çeşme’nin ana caddelerinden birine Wise adı verildi.

Meluncanlar 17 Ağustos 1999 depreminde topladıkları yardımları depremzedelere ulaştırırken, yaşanan acılara ortak oldular. Brent, arada bir akrabalık bağı olmasa dahi Türk olmaktan mutluluk duyduğunu söylüyor ve ekliyor: “Hepimiz bir anne babadan geldik ve sonuçta hangi ırktan, hangi dinden olursak olalım insanız.”

OSMANLI BAĞLANTISI İÇİN UZMANLAR NE DİYOR?

Brent Kennedy, Meluncanlar’ın hikayesini kitabına konu ederken konunun uzmanlarıyla da röportajlar yaptı. İşte bu uzmanlardan bazılarının Meluncan-Osmanlı bağlantısı hakkındaki görüşleri:

Carrol H. Goyne (Araştırmacı, Emekli Hava Kuvvetleri askeri): “1586’da Amerika kıtasına gelen İngiliz Kaptan Sir Francis Drake gemisinde sayısı tam bilinmeyen Türkler vardı. Bu Türkler’den bir kısmı kendi ülkelerine döndü ama kalanlardan bir kısmının Amerika kıtasındaki Meluncanlar’la bir bağlantısı olduğuna inanıyorum. Bu bağlantı nerede gerçekleşti tam bilmiyorum ama, 17. yüzılda Virginia’daki kolonilerde Türkler’in var olduğuna inanıyorum.”

Joseph M. Scolnick (Prof. Politik Bilimler, University of Virginia’s College at Wise): “Osmanlı-Meluncan bağlantısı henüz kesinleşmiş değil. İki grup arasında bağlantı var ama, diğer Meluncanlar’ın geçmişini anlatan diğer hikayeler kadar güçlü değil. Benim iki grup arasında bağ olduğuna dair şüphem yok ancak, Osmanlı döneminde yaşayan insanlar da baskın bir etnik köken yok. Anadolu’da yaşayan insanlar karışık etnik gruplardan. Onun için Meluncanlar’ın kökeninde sadece Türk kanı aramak yanlış olur. Bugün İstanbul, Ankara, İzmir’de sokakta gördüğünüz insanlar arasında dahi fiziksel olarak büyük farklılıklar var. Gördüğüm insanların çoğunu Güney Avrupalılar’a benzettim. Onun için DNA test sonuçları Meluncanlar’la bağı güçlendirmede tek başına kanıt olamaz.”

MELUNGEON HERITAGE ASSOCIATION

Meluncanlar’ın tarihini ve kültürünü araştırmak amacıyla kurulan Melungeons Heritage Association (MHA), uzun yıllar ayrımcılığa ve baskıya tabii kalmış Meluncanlar’ın saklı geçmişlerini kamuoyuna duyurmak için çalışıyor. MHA’nın ana amaçlarından birisi de karışık etnik kökene sahip Güney Apalaçyalılar’ın (Meluncanlar) kültür ve miraslarını korumak, belgelemek. Pek çok değişik etnik kökenin karışımından oluşan Meluncanlar’ın bu etnik ve kültürel ayrılıkları bir zenginlik olarak adledip bu yapısını korumak. Her yıl geleneksel olarak biraraya gelen Meluncanlar, beşinci kurultayını Kingsport, Tennessee’de 17-19 Haziran tarihlerinde yaptı. Pek çok araştırmacı, yazar, tarihçinin katıldığı toplantılarda değişik sunumlar yapılarak Meluncanlar’ın tarihine ışık tutulmaya çalışıldı.

MHA YÖNETİM KURULU

Wayne Winkler (Başkan), S.J. Arthur (Başkan Yardımcısı), Phyllis Morefield (Mali İşler), Anthony Kirk (Sekreter). Üyeler: Jim Morefield, W. C. Collins, Brent Kennedy, Brenda Whittaker, James Nickens, Mattie Ruth Johnson, Audie Kennedy, Alisa Kennedy, Manuel Mira, Scott Collins, Bob Greene. Danışmanlar: Bill Fields, Walter Davis, Dennis Maggard, Bob Gilmer, John Crowden.

MELUNCANLAR’LA İLGİLİ DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN

Eğer Meluncanlar’ın hikayesine ilgi duyuyorsanız okumanız gereken pek çok kitap ve araştırma dosyası mevcut. İnternetteki resmi Meluncan sitesinde (www.melungeon.org) duyuruları, araştırmaları ve Meluncanlarla ilgili gelişmeleri bulmak mümkün. Eğer Osmanlı-Meluncan bağlantısını irdelemek istiyorsanız Brent Kennedy’nin yazdığı iki kitabı da okumanızda fayda var. Kennedy üçüncü bir eserin de yolda olduğunu söylüyor ama fazla detay vermiyor. Brent Kennedy ve Robyn Vaughan Kennedy imzasıyla 1997’de yayımlanan ilk kitap; “The Melungeons: The Resurrection of a Proud People”, basılmak için uzunca bir süre yayınevi aramış. Kennedy’nin çalışmaları pek çok çevre tarafından uzunca bir süre görmemezlikten gelinmiş ancak sonunda Georgia’da bulunan Mercer University Press kitabı basmayı kabul etmiş. Kennedy, tarihe kesin doğru olarak geçmiş bilgileri değiştirme iddiası taşıyan eserlerin kabülünün zor olduğunu söylüyor. Kennedy’nin Joseph M. Scolnick ile birlikte kaleme aldığı ikinci kitabı “From Anatolia to Appalachia” eseri ise ağırlıklı olarak Osmanlı-Meluncan bağlantısına ayrılmış ve bu konuda uzmanlarla yapılan röportajlara yer verilmiş. İlk baskısı Kasım 2003’te yapılan kitap yine Mercer University yayınları tarafından basıldı. Kitapları amazon.com sitesinden alınabildiği gibi Melungeon Heritage Association’dan da sipariş edilebiliyor.
 
kaynak:http://www.mezunusa.com/turkofamerica/default.cfm
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: