Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz

 
Gelişmiş Arama

7160 Mesaj 644 Konu- Gönderen: 1276 Üye - Son üye: Turkish Americans
Sayfa: [1] 2 3   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: hayal hırsızı  (Okunma Sayısı 4754 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
mehmet özen
Genel Yürütücü
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 263



« : Mart 03, 2007, 05:02:41 ÖS »

eskiden bir hikaye okumuştum ne zaman birşeyi yapamayacağımı düşünsem o hikayeyi tekrar okurum. belki birilerine faydası olur. benim motivasyonumu bayağı artırmıştı. zaten usmle ye hazırlanırken motivasyona ihtiyacımız o kadar çok oluyor ki.

"Hiç Hayallerinizden Sıfır Aldınız mı?

Bu öykü, çiftlikten çiftliğe, yarıştan yarışta koşarak atları terbiye etmeye çalışan gezgin bir at terbiyecisinin genç oğluna kadar uzanır. Babasının işi nedeniyle çocuğun orta öğretimi kesintilere uğramıştı. Orta ikideyken, büyüdüğü zaman ne olmak ve yapmak istediği konusunda bir kompozisyon yazmasını istedi hocası.. Çocuk bütün gece oturup günün birinde at çiftliğine sahip olmayı hedeflediğini anlatan 7 sayfalık bir kompozisyon yazdı. Hayalini en ince ayrıntılarıyla anlattı. Hatta hayalindeki 200 dönümlük çiftliğin krokisini de çizdi. Binaların, ahırların ve koşu yollarının yerlerini gösterdi. Krokiye, 200 dönümlük arazinin üzerine oturacak 1000 metrekarelik evin ayrıntılı planını da ekledi. Ertesi gün hocasına sunduğu 7 sayfalık ödev, tam kalbinin sesiydi.. İki gün sonra ödevi geri aldı. Kağıdın üzerinde kırmızı kalemle yazılmış kocaman bir "0" ve "Dersten sonra beni gör" uyarısı vardı. "Neden "0" aldım?" diye merakla sordu hocasına, çocuk.. "Bu senin yaşında bir çocuk için gerçekçi olmayan bir hayal" dedi, hocası.. "Paran yok. Gezginci bir aileden geliyorsun. Kaynağınız yok. At çiftliği kurmak büyük para gerektirir. Önce araziyi satın alman lazım. Damızlık hayvanlar da alman gerekiyor. Bunu başarman imkansız" ve ekledi: "Eğer ödevini gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden yazarsan, o zaman notunu yeniden gözden geçiririm." Çocuk evine döndü ve uzun uzun düşündü. Babasına danıştı. "Oğlum" dedi babası "Bu konuda kararını kendin vermelisin. Bu senin hayatın için oldukça önemli bir seçim!." Çocuk bir hafta kadar düşündükten sonra ödevini hiçbir değişiklik yapmadan geri götürdü hocasına.. "Siz verdiğiniz notu değiştirmeyin" dedi.. "Ben de hayallerimi.."..... O orta 2 öğrencisi, bugün 200 dönümlük arazi üzerindeki 1000 metrekarelik evinde oturuyor. Yıllar önce yazdığı ödev şöminenin üzerinde çerçevelenmiş olarak asılı. Öykünün en can alıcı yanı şu: Aynı öğretmen, geçen yaz 30 öğrencisini bu çiftliğe kamp kurmaya getirdi. Çiftlikten ayrılırken eski öğrencisine "Bak" dedi, "Sana şimdi söyleyebilirim. Ben senin öğretmeninken, hayal hırsızıydım. O yıllarda öğrencilerimden pek çok hayal çaldım. Allah' tan ki, sen, hayalinden vazgeçmeyecek kadar inatçıydın"
Logged

hiçbirşey imkansız değildir
mehmet özen
Genel Yürütücü
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 263



« Yanıtla #1 : Mart 03, 2007, 05:21:54 ÖS »

internette ilginç bir başarı hikayesi.
İzninizle önce biraz eskilerden bahsedeyim.1997 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesini kazandım. Düz lise mezunu olduğumdan 1 sene hazırlık okudum. Çekirge misali hazırlığı ve 1. sınıfı "C" ile geçtim. 2. sınıfta bütünlemede yakayı zor sıyırdım. Derken 3. sınıfı tekrar ettim. 4. sınıfta da akıllanmadım. Dahiliye ve pediatriden bütünlemeye kaldım. Genel cerrahiden ise hoca geçirdi. Son staj olan kadın doğumda devamsızlıktan kaldım. 3 ay kadın doğum 3 ayda yaz tatili okul 6 ay daha uzamıştı. Hacettepe'deki tabiriyle "irregüler" olmuştum. Artık okulda kimse beni umursamıyordu. 7. senemde 4. sınıftaydım. Ben de okulu bırakmayı düşünmeye başlamıştım. Böyle düşe kalka 5. sınıfın sonlarına geldiğimde şimdiki kız arkadaşımla tanıştım. Artık hayatımı bir düzene sokmam gerekiyordu ama nasıl?

İnternlüğe Dahiliye ile başladım. 3 güne 1 nöbet tutuyorduk. 2 intern tüm servisten sorumluyduk. Hastaları muayene etmek onları tartışmak meğer ne kadar da güzelmiş. O ay karar verdim iyi bir doktor olacaktım. TUS çalışmaya başladığımda birçok şeyi bilmediğimi fark ettim. Bu arada girdiğim denemelerde 60-65 net ancak yapabiliyordum. Çalışıyordum ama netlerim yerinde sayıyordu. Mecburi Hizmet Yasası çıktığında ne yapacağımı daha çok düşünmeye başlamıştım. Eylül TUS'undan önceki son denemede 85 net yapmıştım. Üstelik soruların çok kolay olduğunu söylüyorlardı. Sınava 7-8 ay kalmıştı. Birşeyler yapmalıydım. Ya kazanacaktım yada mecburi hizmete gidecektim. Belki de orada hayallerimi yavaş yavaş unutacaktım.
İlk gün bir arkadaşımın söylediği sözü hiç unutmadım :"TUS bir zeka sınavı değil". O gün zekama değil çalışmama güvenmem gerektiğini öğrendim.

İlk denemede 99, 2. denemede 103 yapmıştım. 3 ayda 85'den 103'e çıkmıştım. Bu arada okul bitmiş zamanımın yarısını okula ayırmak zorunda kaldığım günler sona ermişti. İyi yolda gidiyordum. Artık bütün zamanımı TUS çalışmaya ayıracaktım. O gece sabaha karşı eve gelen babaannemin vefat haberi üzerine Ankara'ya tatil için gelen ailemle beraber Çorum'a gittik. TUS çalışırken hem dedemi hem de babaannemi 4 ay arayla kaybetmiştim. Kazandığımı görmeyi çok istiyorlardı. Nasip olmadı. İki gün sonra Ankara'ya döndüm. Her şeye rağmen kazanacaktım. Ne de olsa annem, babam, kardeşim, kız arkadaşım, dostlarım, arkadaşlarım, akrabalarım hatta komşularım kazanmam için dua ediyor, benim kazanmam için ellerinden geleni yapıyorlardı. 4. denemeden 124 net yaptığımdaki sevincimi hiç unutamıyorum. 5. denemeden ne mi yaptım :132 net. Sadece ders çalışıyor ve sadece çalıştığım dersi düşünüyordum. 85 netten 132 nete çıkmıştım.  Umutsuzluğa düştüğüm günlerde kendi kendime "Rahat ol, sakin ol, kendine güven, başaracaksın." diyordum.
son 1 ayda Gece 1'de uyuyor, sabah 6.30'da kalkıyordum. Akşam çıkışta Ankara Tıp'ın Çalışma Salonu'na gidiyordum. Bazen kahve içmeme rağmen uykum geliyordu. Uykum açılsın diye kalemimi bacağıma az mı batırdım. 21 günde tüm tus sorularını tekrar bitirdim. Sadece anatomi ve farmayı ingilizceye ayırdığım vakit nedeniyle biraz hızlı geçmek zorunda kaldım.

Hocam anatomi ve farmadan toplam 14 yanlış yaptım. Yanlışların hepsi de çok basit sorulardı. toplamda 153 netle 70 puanla Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları'nı kazandım. Küsuratla kardiyolojiyi kaçırdım.(anatomi ve farmanın katkılarıyla). Ama hocam kafam rahat çünkü bana doktorluğu sevdiren yerde uzmanlık eğitimi alacağım. Her zaman benim için hayırlı olanı istedim ve elimden gelenin en iyisini yaptım.

Her şey için çok teşekkürler.
Logged

hiçbirşey imkansız değildir
mehmet özen
Genel Yürütücü
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 263



« Yanıtla #2 : Mart 04, 2007, 03:17:57 ÖÖ »

hoşuna gitti bakıyorum
Logged

hiçbirşey imkansız değildir
Ufuk
Genel Gözlemci
****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 194


primum non nocere!


« Yanıtla #3 : Mart 05, 2007, 06:58:31 ÖS »

çoğu zaman insan ümitsizliğe kapılıyor. işin içinden cıkamıyoruz. ugrunda mücadele ettiğimiz seyden yılmak için o kadar cok bahanemiz var ki! ve nedense her zaman o bahanelere sığınıyoruz. daha sonra pişmanlıklar denizinde boğulmaktan başka yapabileceğimiz bir şey kalmıyor. ne zaman ümitsizliğe kapılsam aklıma okuduğum bir kitabın adı geliyor. daha fazlasına da gerek yok bence:SUÇTUR ÜMİTSİZLİĞE KAPILMAK!
Logged

Beni Türk hekimlerine emanet ediniz!
                Mustafa Kemal ATATÜRK
mehmet özen
Genel Yürütücü
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 263



« Yanıtla #4 : Mart 05, 2007, 11:43:44 ÖS »

UMUDUNU KAYBEDEN HAYATINI KAYBEDER

Bir kurbağa sürüsü ormanda ilerlerken, içlerinden ikisi bir çukura düşmüş. Diğer bütün kurbağalar çukurun etrafında toplanıp, çaresiz bir şekilde bakıyorlarmış.

Çukur bir hayli derin olduğundan düşen arkadaşlarının zıplayıp dışarı çıkması mümkün gözükmüyormuş. Yukarıdaki kurbağalar, boşuna çabalamamalarını söylemişler arkadaşlarına: “Çukur çok derin. Dışarı çıkmanız imkânsız!.” Ancak, çukura düşen kurbağalar onların söylediklerine aldırmayıp çukurdan çıkmak için mücadeleye devam etmişler.

Yukarıdakiler ise hâlâ boşuna çırpınıp durmamalarını, ölümün onlar için kurtuluş olduğunu söylüyorlarmış.

Sonunda; kurbağalardan birisi söylenenlerden etkilenmiş ve mücadeleyi bırakmış. Diğeri ise; çabalamaya devam etmiş. Yukarıdakiler de, çırpınıp durarak daha çok acı çektiğini söylemeyi sürdürmüşler.

Ne var ki, çukurdaki kurbağa onlara hiç aldırmadın son bir hamle daha yapmış, bu kez daha yükseğe sıçramayı başarmış ve çukurdan çıkmıştı. Arkadaşlarının ümit kırıcı sözlerine hiç kulak asmamıştı… Çünkü o sağırdı ! Siz de olumsuz düşünceli insanları sakın duymayın! Onların yüreğinizdeki umudu çalmalarına izin vermeyin...
 
Logged

hiçbirşey imkansız değildir
mehmet özen
Genel Yürütücü
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 263



« Yanıtla #5 : Mart 11, 2007, 06:14:51 ÖS »

 ABRAHAM LİNCOLN'DAN OĞLUNUN ÖĞRETMENİNE MEKTUP

"Öğrenmesi gerekli biliyorum; tüm insanların dürüst ve adil olmadığını, fakat şunu da öğret ona: 'her alçağa karşı bir kahraman, her bencil politikacıya karşı kendini adamış bir lider vardır.' Her düşmana karşı bir dost olduğunu da öğret ona. Zaman alacak biliyorum, fakat eğer öğretebilirsen, kazanılan bir doların, bulunan beş dolardan daha değerli olduğunu öğret. Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve kazanmaktan neşe duymayı. Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu. Eğer yapabilirsen, sessiz kahkahaların gizemini öğret ona. Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte galip olduklarını.

Eğer yapabilirsen; ona kitapların mucizelerini öğret. Fakat ona; gökyüzündeki kuşların, güneşin yüzü önündeki arıların ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini düşünebileceği zamanlar da tanı. Okulda hata yapmanın, hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona. Ona kendi fikirlerine inanmasını öğret, herkes ona yanlış olduğunu söylediğinde dahi.

Nazik insanlara karşı nazik, sert insanlara karşı sert olmasını öğret ona. Herkes birbirine takılmış bir yönde giderken, kitleleri izlemeyecek gücü vermeye çalış oğluma. Tüm insanları dinlemesini öğret ona, fakat tüm dinlediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini ve sadece iyi olanları almasını da öğret. Eğer yapabilirsen üzüldüğünde bile nasıl gülümseyebileceğini öğret ona. Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret. Herkesin sadece kendi iyiliği için çalıştığına inananlara dudak bükmesini öğret ona ve aşırı ilgiye dikkat etmesini.

Ona, kuvvetini ve beynini en yüksek fiyata satmasını fakat hiçbir zaman kalbine ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret. Uluyan bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa dimdik dikilip savaşmasını öğret. Ona nazik davran ama onu kucaklama. Çünkü, çeliği ancak ateş saflaştırır. Bırak sabırsız olacak kadar cesaretine sahip olsun, bırak cesur olacak kadar sabrı olsun. Ona her zaman kendisine karşı derin bir inanç taşımasını öğret. Böylece insanlığa karşı da derin bir inanç taşıyacaktır.

Bu, büyük bir taleptir; çünkü ben OĞLUMUN KÜÇÜK BİR İNSAN OLMASINI İSTEMİYORUM
Logged

hiçbirşey imkansız değildir
mehmet özen
Genel Yürütücü
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 263



« Yanıtla #6 : Mart 11, 2007, 06:21:33 ÖS »

 LAO TZU’NUN ÖYKÜSÜ

Öykümüz ünlü Çin düşünürü, Taoizm'in iki kurucusundan biri olan Lao Çu'nun (Lao Tzu) devrinde geçer. Lao Çu bu öyküyü çok sever, sık sık anlatırmış.

Efendim köyde yaşlı bir adam varmış. Çok fakir. Ama imparator bile onu kıskanırmış.. Öyle dillere destan beyaz bir atı varmış ki.. İmparator at için ihtiyara neredeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş, ama adam satmaya yanaşmamış. "Bu at, bir at değil benim için.. Bir dost.. İnsan dostunu satar mı?" dermiş hep..

Bir sabah kalkmışlar ki, at yok.. Köylüler ihtiyarın başına toplanmış.. "Seni ihtiyar bunak.. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. İmparatora satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler..
 
İhtiyar, "karar vermek için acele etmeyin" demiş.. Sadece 'at kayıp' deyin. Çünkü gerçek bu.. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.."

Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. Ama aradan iki hafta geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş.. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi başına. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.

Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler.. "Babalık" demişler.. "Sen haklı çıktın.. Atının kaybolması bir talihsizlik değil, adeta bir devlet kuşu oldu senin için.. Şimdi bir at sürün var.."

"Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.. Birinci cümlenin ilk kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?.."

Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama, içlerinden "Bu herif sahiden gerzek" diye düşünmüşler.. Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış.

Köylüler gene gelmişler ihtiyara..

"Bir kez daha haklı çıktın" demişler. "Bu atlar yüzünden tek oğlun uzun süre yürüyemeyecek. Sana bakacak başkası da yok.. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler.

İhtiyar "Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş. "O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu.. Ötesi sizin verdiğiniz karar.. Ama acaba ne kadar doğru.. Hayat böyle küçük parçalar halinde ilerler ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.."

Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. İmparator son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yok gibiymiş; giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes adeta biliyormuş.

Köylüler, gene ihtiyara gelmişler..

"Gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması talihsizlik değil, şansmış meğer.."

"Siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar.. Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde.. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin talihsizlik olduğunu sadece Allah biliyor."

Bir yol biter yenisi başlar.

Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlarmış, etrafına anlattığında: "Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının.

Oysa yolculuk asla sona ermez. Bir yol biterken, yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, bir başkası açılır
Logged

hiçbirşey imkansız değildir
mehmet özen
Genel Yürütücü
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 263



« Yanıtla #7 : Mart 11, 2007, 06:23:42 ÖS »

 HER ŞEY SENİNLE BAŞLAR

Ya biz? Kaya parçalarına öncelik veriyor muyuz?

Eğer yenildiğini sanıyorsan yenilmişsindir.

Girişmeye cesaretin yoksa girişemezsin.

Başarmak ister ama başaramayacağını sanırsan, hiç şüphen olmasın, başaramazsın!

Harpte muhabereleri kazananlar, her zaman daha güçlüler veya daha hızlı koşanlar değildir.

Er veya geç, başarmış bir kimse, başaracağına inanmış bir insandır.
Logged

hiçbirşey imkansız değildir
AVİCENNA
Acemi
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5



« Yanıtla #8 : Mart 17, 2007, 05:45:56 ÖS »

eyvallah beyler çok sağolun
Logged

ahmet demirkıran
mehmet özen
Genel Yürütücü
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 263



« Yanıtla #9 : Mart 17, 2007, 07:36:16 ÖS »

arkadaşlar eğer isterseniz sizde sizi motive edecek hikayeleri burada yayınlayabilirsiniz hem çeşit olmuş olur.
Logged

hiçbirşey imkansız değildir
mehmet özen
Genel Yürütücü
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 263



« Yanıtla #10 : Mart 29, 2007, 12:56:08 ÖS »

Sarı öküz
Eski zamanların birinde bir otlakta öküz sürüsü yaşarmış. Ama çevredeki aslanlar da bir türlü rahat bırakmazmış onları. Hemen her gün saldırırlarmış sürüye. Öküz dediğin öyle yabana atılır bir hayvan değil ki, bir araya toplandılar mı kolayca defetmesini bilirlermiş o koca aslanları. Gün geçtikçe aslanları almış bir kaygı... "Herhalde bize bu otlağı terk etmek düşüyor" demiş aslanlardan birisi. "Nereye gideriz" diye düşünürlerken sürünün en çelimsiz, ama en kurnazı topal aslan "Hayır" demiş, "Hiçbir yere gitmiyoruz... Ben hallederim bu işi."

İnanmamış kimse ona ama "Bir şans verelim ne çıkar" diye düşünmüşler. Topal aslan elinde beyaz bayrak gitmiş öküzlerin yanına... Öküzlerin lideri olan boz öküz sormuş ne istediğini. Topal aslan "Saygıdeğer öküz efendiler.. Bugün buraya sizden özür dilemek için geldik" diye başlamış söze: "Evet size defalarca saldırdık, ama niye biliyor musunuz? Hep o sizin aranızdaki sarı öküz yüzünden... Onun rengi gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor... Verin onu bize, siz kurtulun biz de barış içinde yaşayalım!"

Boz öküz, diğer önde gelenlerle görüşmek üzere geri çekilmiş... Hepsi de sıcak bakmışlar bu teklife... Bir tek yaşlı benekli öküz "Olmaz" demiş ama kimseye dinletememiş sözünü... Zavallı sarı öküz teslim edilmiş aslanlara... Sürünün selameti için bir öküz; gerekliymiş bu... Gerçekten de günlerce sürüye saldıran olmamış... Ama aslan milleti, ne kadar sabreder ki "Acıktık" demişler. Topal aslan boz öküzün yanına gitmiş:

"Gördünüz ya biz aslanlar ne denli uysal milletiz... Yalnız büyük bir sorunumuz var! Şu sizin uzun kuyruklu öküz... Öyle uzun bir kuyruğu var ki nereden baksak görünüyor... O kuyruğu salladıkça bizim de aklımız başımızdan gidiyor... Gelin verin onu bize eskisi gibi barış ve huzur içinde iki taraf da hayatını sürdürsün..."

Boz öküz yine istişare yapmış sürünün ulularıyla... Yine sadece benekli öküz olmuş karşı çıkan... Hepsi de "Verelim gitsin" demişler... Dışlamışlar uzun kuyruğu sürüden... Saatler sürmüş zavallının çırpınışları...

Tekrar tekrar yinelenmiş bu olanlar... Her geçen gün daha da semirmiş aslanlar, alabildiğince güçlenmişler. Öküzler ise her geçen gün daha da zayıflamışlar, seyreldikçe seyrelmişler...Aslanlar küstahlaştıkça küstahlaşıyormuş. Artık bir neden bile söyleme gereği duymuyorlarmış. "Verin bize şu öküzü sonra karışmayız" diyorlarmış. Zavallı öküzlerin "Hayır" diyebilecek güçleri kalmamış... Hepsi birer birer can veriyormuş aslanların pençesinde. Boz öküz de aralarında olmak üzere birkaçı kalmış en sona... "Ne oldu bize, ne zaman kaybettik bu harbi aslanlara karşı, oysa ne kadar da güçlüydük?" diye sormuş biri boz öküze... Boz öküz, gözleri nemli ve sesi pişmanlıkla titreyerek, "Sarı Öküz'ü verdiğimiz gün kaybettik bu kavgayı!" demiş.
Logged

hiçbirşey imkansız değildir
dr_dream
Ast Üye
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 37

Nothing is impossible!..


« Yanıtla #11 : Mart 29, 2007, 03:43:23 ÖS »

Kendini yorgun hissetsen bile ,
Başarı senden kaçsa bile,
Hatta ihanet sana acı verse bile,
Bir hayal yok olsa bile,
Gözyasları gözlerini yaksa bile,
Kimse gayretini fark etmese bile,
Nankörlük ödülün olsa bile,
Anlayışsızlık seni gülmekten alıkoysa bile
Ve hatta herşey, hiçbirşey olsa bile,
VAZGEÇME....
YENİDEN BAŞLA Smiley
(aslında güzel de bir resim vardı yanına eklenecek ama ekleyemedim  Smiley  )
Logged
residency
Ziyaretçi
« Yanıtla #12 : Nisan 05, 2007, 03:53:25 ÖS »

DENİZ YILDIZLARININ ÖYKÜSÜ
 
Bir adam okyanus sahilinde yürüyüş yaparken, telaşla denize bir şeyler atan birine rastlar. Biraz daha yaklaşınca, bu kişinin fırtınada sahile vurmuş denizyıldızlarını denize atmaya çalıştığını fark eder ve niçin deniz yıldızlarını denize attığını sorar.

Topladıklarını hızla denize atmaya devam eden kişi, “Yaşamaları için.” yanıtını verince, adama şaşkınlıkla “İyi ama burada milyonlarca deniz yıldızı var. Hepsini kurtarmanıza imkan yok. Sizin bunları denize atmanız neyi fark ettirecek ki?” der.

Yerden bir deniz yıldızı daha alıp denize atan kişi, “Bak gördün mü, onun için çok şey fark etti.” Karşılığını verir. 
Logged
Bora(PunK)
Sözlerim kılıçtan keskin
Yönetici
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 568



« Yanıtla #13 : Nisan 05, 2007, 10:15:49 ÖS »

DENİZ YILDIZLARININ ÖYKÜSÜ
 
Bir adam okyanus sahilinde yürüyüş yaparken, telaşla denize bir şeyler atan birine rastlar. Biraz daha yaklaşınca, bu kişinin fırtınada sahile vurmuş denizyıldızlarını denize atmaya çalıştığını fark eder ve niçin deniz yıldızlarını denize attığını sorar.

Topladıklarını hızla denize atmaya devam eden kişi, “Yaşamaları için.” yanıtını verince, adama şaşkınlıkla “İyi ama burada milyonlarca deniz yıldızı var. Hepsini kurtarmanıza imkan yok. Sizin bunları denize atmanız neyi fark ettirecek ki?” der.

Yerden bir deniz yıldızı daha alıp denize atan kişi, “Bak gördün mü, onun için çok şey fark etti.” Karşılığını verir. 
  Şimdi bunu okuyup gaza gelip hepimizin hurraa mecburiye koşmamiz gerekmez mi?! Sonuçta gittiğimiz köyler için de "çok şey farkedecek".  Roll Eyes
Logged

"Never regard study as a duty, but as the enviable opportunity to learn" (Albert Einstein)
Gamze Balcı Çamsarı
Yönetici
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 331


quod non me destruit, me nutrit


« Yanıtla #14 : Nisan 07, 2007, 08:48:51 ÖS »

 Grin Grin Grin Grin Grin Grin Grin Grin Grin Grin Grin Grin Grin Grin Grin Grin Grin Grin Grin Grin Grin Grin Grin Grin Grin Grin
Logged

Sayfa: [1] 2 3   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: