Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz

 
Gelişmiş Arama

7135 Mesaj 641 Konu- Gönderen: 1269 Üye - Son üye: Paracelsus
Sayfa: 1 [2] 3   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: şiirler  (Okunma Sayısı 4287 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
dodo
Ziyaretçi
« Yanıtla #15 : Mart 23, 2008, 09:51:00 ÖS »

1

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
                       bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
                       yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
                        beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
                                    insanlar için ölebileceksin,
                        hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
                        hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
                        hem de en güzel en gerçek şeyin
                                      yaşamak olduğunu bildiğin halde
.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
           hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
           ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
                                      yaşamak yanı ağır bastığından.

1947

 

2

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
              bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
                                en son ajans haberlerini.

Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
                               diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
                           yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
                        fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
                        belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
                                    yani, duvarın ardındaki dışarıyla.

Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
          hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

1948

 

3

Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
                       hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
                       yani bu koskocaman dünyamız.

Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
                       zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için...
NHR

Altını çizdiğim yerin "primum non nocere"den sonra, tıp fakültelerinde işlenmesini ve özümsetilmesini şiddetle diliyorum...Ayrıca bu şiiri Rüştü Asyalı'nın sesinden de dinlemenizi öneriyorum.
Sağlıcakla..
Logged
sade
Genel Gözlemci
****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 219



« Yanıtla #16 : Mart 23, 2008, 10:03:33 ÖS »

En sevdiğim kısmın altını çizmişsiniz..

Teşekkürler..
Logged

"İnsana hiçbir şey öğretemezsin; öğrenmeyi ancak kendi içinde bulacağını öğretebilirsin."
Galileo
Ufuk
Genel Gözlemci
****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 194


primum non nocere!


« Yanıtla #17 : Mart 23, 2008, 10:04:36 ÖS »

Sevgili dodo. Düşüncelerine aynen katılıyorum. Zaten muhteşem bir şiir. Bu şiirin bir özelliği de yurt dışında tıp fakültelerinde tıp ve sanat derslerinde gösterilen tek Türk şiiri olması. Aslında bu şiir okullarda gösteriliyor yani. Sizin fakültenizde gösterildi mi bilmiyorum ama Marmara Üniversitesi'nde 'Introduction to Clinical Practice' diye bir ders var, ilk üç yıl verilen. Onun bir alt dersi de tıp ve sanat. O derste bu şiirden baya bahsetmiştik.
Logged

Beni Türk hekimlerine emanet ediniz!
                Mustafa Kemal ATATÜRK
dodo
Ziyaretçi
« Yanıtla #18 : Mart 23, 2008, 10:13:25 ÖS »

Gerçekten de çok ilginç "Ufuk"... Bilmiyordum. Teşekkür ederim.

O zaman 3 gözlük sipariş veriyorum ben, camları numarasız olsun, siz değiştirirsiniz sonra... Smiley
Yıllar önce tıp yazmaya karar verdiğimde, en yakın dostum beni karşısına alıp, "sen lablarda çürümeyi göze alıyorsan bu mesleği seçmelisin demişti", sonra yıllık yazısında da karşımda bu mesleği seçerken ...
neyse yazmayım. Doluyum bu konuda. Memleketimizdeki tıp gerçeğine, insanların aç gözlülüğüne, hekimlerin yurt genelinde yaptıklarına şahit olduktan sonra, hatta fakültede okurken bile yapılanları gördükten sonra, bir şeyleri değiştirmek gerektiğine sonuna kadar inanıyorum. O yüzden alevlere dönüşecek bir kıvılcım olarak bakıyorum kendime, burası şiir başlığı olduğu için de bir şiirle; ayrıca Ulu Önder'in en sevdiğim sözleri ile bitirmek istiyorum.

NİKBİNLİK
Güzel günler göreceğiz çocuklar,
güneşli günler
                göre-
                      -ceğiz...
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar,
ışıklı maviliklere
                          süre-
                                -ceğiz...
Açtık mıydı hele bir
                            son vitesi,
adedi devir.
         Motorun sesi.
Uuuuuuuy! çocuklar kim bilir
                                  ne harikûlâdedir
             160 kilometre giderken öpüşmesi...

Hani şimdi bize
cumaları, pazarları çiçekli bahçeler vardır,
             yalnız cumaları
                      yalnız pazarları..
Hani şimdi biz
bir peri masalı dinler gibi seyrederiz
                    ışıklı caddelerde mağazaları,
hani bunlar
77 katlı yekpare camdan mağazalardır.
Hani şimdi biz haykırırız
     Cevap:
            açılır kara kaplı kitap:
                                              zindan..
Kayış kapar kolumuzu
                              kırılan kemik
                                                   kan.
Hani şimdi bizim soframıza
                                 haftada bir et gelir.
Ve
çocuklarımız işten eve
                            sapsarı iskelet gelir..
Hani şimdi biz..
İnanın:
        güzel günler göreceğiz çocuklar
        güneşli günler
                            göre-
                                  -ceğiz.
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar,
ışıklı maviliklere
                          süre-
                               -ceğiz.....

NHR
---------------------------------------------------------------
"Büyük olmak için kimseye iltifat etmeyeceksin, kimseyi üstün görmeyeceksin,
hiç kimseyi aldatmayacaksın, ülke için gerçek ne ise onu görecek ve hedefe yürüyeceksin.
Herkes sana karşı çıkacaktır;
Herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır;önüne sonsuz engeller yığılıcaktır.;
fakat bunlara dayanaklı olacaksın.
Kendini büyük değil,küçük bir hiç sayarak, kimseden yardım görmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacaksın.
Bütün bunlardan sonra da "BÜYÜK" derlerse söylenenlere gülüp geçeceksin".
Mustafa Kemal ATATÜRK
Logged
sade
Genel Gözlemci
****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 219



« Yanıtla #19 : Mart 23, 2008, 11:03:42 ÖS »

Kesinlikle..

Bana da lablarda çürüyenlere(!), kütüphanede ya da hastanede saatlerce çalışanlara tuhaf bakanlar tuhaf geliyor..
Logged

"İnsana hiçbir şey öğretemezsin; öğrenmeyi ancak kendi içinde bulacağını öğretebilirsin."
Galileo
mehmet özen
Genel Yürütücü
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 263



« Yanıtla #20 : Mart 25, 2008, 07:04:24 ÖS »

arkadaslar
nasıl duygulandım anlatamam.
o gun gelecek
gunesli gunler gorecegiz.
bir gun her birimiz birer alev olacagız.
hep birlikte neler neler yapacagız.
Logged

hiçbirşey imkansız değildir
Gamze Balci Camsari
Yönetici
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 331


quod non me destruit, me nutrit


« Yanıtla #21 : Mart 28, 2008, 06:08:06 ÖS »

 Arkadaslar, biz genelde sairlerimizin isimlerini gormez miyiz siirlerin altinda?  Ne bileyim, sadece bas harflerin yazilmasi adeti pek bir Amerikanvari geldi bana, hele ki soz konusu Nazim olunca.

 Bir de siir, damitilmis yazindir, yani altini cizmeye baslarsan her bir kelimenin altini cizmen gerekecektir; siir, siirse eger. Ustad her bir kelimeyi tek tek -en az herhangi birimiz kadar- dusunmus, gerisini okuyucuya birakmistir. O nedenle misralarin altini cizmenin,onlari renklendirmenin geregi yoktur. Benim Turk dili "takintimi" bilenler, bilir. Bu elestrilerim de sadece boyle guzel bir ortamda paylasmak icin soylenmistir, herhangi bir sahsi hedefi yoktur.

 "Yasamaya Dair" siirine gelince, dilucu siirlerimden biridir, hatta "Personal statement' im ondan misralarla baslar.

 Bir de Nazim siirlerinin kendi ic dinamikleri vardir, kendi ritmi. Mesela kendisi sarki gibi okumustur siirlerini- ya da benim icin oyledir-. Ben Rustu Asyali' dan dinlemedim ama Keloglan' dan halkci siirler dinleme fikri de fena gelmedi hani, tavsiye icin tesekkurler.


 Hosca kalin,

 Gamze
 
Logged
dodo
Ziyaretçi
« Yanıtla #22 : Mart 28, 2008, 07:17:20 ÖS »

Merhaba,

Öncelikle bu ortamda bu konuların içtenlikle konuşulduğu, kesinlikle kişisel alınmaması gerektiği;  sınırları belirlenmiş ama bu sınırlar içinde herkesin anlayışla ve esneklikle birbirine yaklaştığı için burada bulunmaktan çok zevk aldığımı bilmenizi; mamafih bu forumu kuran, geliştiren ve yaşatan herkese de teşekkürlerimi iletmeyi istediğimi belirterek birkaç cümle yazayım.

Şiir konusunda herkesin kendi yorumları olabileceği ve çok şey ifade edebileceği fikrinize saygı duyuyorum. Benim burada yapmak istediğim, tıp biliminden anladığım temel anlamı ve duyguları(kendi yapmak istediklerimi); bir nevi kişisel amaç yazılarına bile konu olacak bir eserle açıklamaktı. Bu nedenle, şiirin o kısmının altını çizerek, mesajın altında açıklamasını yaptım.

Amerikanvari NHR olayına gelince. Undecided. Bunun bir oksimoron olması kaçınılmazdır. Böyle bir şairi şiirin sonuna bu şekilde( o anlayışla) yazmak, kültürümüzün içinde kocaman bir çınarla alay etmek olur. Bu davranışım belki de arkadaşlarımla "O"nun şiirlerini paylaşırken ilk harflerini kullanmamızdandır(içselleştirme). Bunu da bu şekilde açıklamak istiyorum. Ayrıca bunun bir Amerikanvari bir davranış olarak algılanabileceğini hiç bilmiyordum; bu uyarınız için teşekkür ederim.

Şiirlerin ritminden konu açarsak da, ne demek istediğinizi anlıyorum; burada da aklıma gelen bir örnek olarak "Münevver'in Doğum Günü"nü Nazım'ın sesinden dinlemenizi öneririm.(Yüklemeye çalıştım ama mp3 kabul etmediği için olmadı malesef.)

Son olarak bir önceki mesajımda Rüştü Asyalı yazmıştım ama özür dileyerek Genco Erkal olarak değiştirmek istiyorum, kusuruma kalmayınız.

Fikirlerinizi genel olarak paylaşmış olduğunuzu vurgulamış olsanız da kendi payıma düşen noktaları açıklamaya çalıştım... Smiley
Hoşçakalın..
Doğan..
Logged
Gamze Balci Camsari
Yönetici
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 331


quod non me destruit, me nutrit


« Yanıtla #23 : Mart 28, 2008, 08:28:51 ÖS »

 Dogan' cim,

Forumu ve amaclarimizi boyle guzel ozetlemis olmana cok sevindim,ellerine saglik.

Amerika'da -pek de hoslanmadigim- bir paraf meraki vardir, belki bu nedenle biraz daha secici algiladim. Zaten boyle guzel dusuncelerle yazilmis iletilerde Amerikanvari olmaya calismanin bir 'oksimoron' ("zitlik tamlamasi" olarak ozetleyebilirim, genel orneklerinden biri; lumina obscura: karanlik isik.) ornegi olur mu bilmem. Ben senin oyle dusunmediginden emin oldugum icin ayrintilandirdim zaten.

Gelelim Nazim Hikmet Oratoryosu'na... Gercekten harikadir, Genco Erkal , Fazil Say -ve tabii ki o harika orkestra- esliginde insanin tuylerini diken diken eder. Bu arada sef Ibrahim Yazici' ya olan hayranligimi belirtmeden gecemeyecegim Smiley.


Gamze


*Ben de diyorum Rustu Asyali ne zaman seslendirdi Nazim siirlerini de benim haberim olmadi -genelde benden izin alir-

* "Personal Statement" i de herhangi bir "amac yazisi" olmayip asistanlik basvurusu sirasinda sizden istenecek belgelerden biri oldugu icin o sekilde yazdim, yoksa takdir edersin ki o kadar Ingilizce biliyorum Smiley
Logged
mehmet özen
Genel Yürütücü
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 263



« Yanıtla #24 : Mart 29, 2008, 01:01:42 ÖÖ »

nazım hikmetten devam edelim
Memleketimi Seviyorum / Nazım Hikmet Ran

Memleketimi seviyorum :
Çınarlarında kolan vurdum, hapisanelerinde yattım.
Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı
memleketimin şarkıları ve tütünü gibi.

Memleketim :
Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya,
kurşun kubbeler ve fabrika bacaları
benim o kendi kendinden bile gizleyerek
sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir.

Memleketim.
Memleketim ne kadar geniş :
dolaşmakla bitmez, tükenmez gibi geliyor insana.
Edirne, İzmir, Ulukışla, Maraş, Trabzon, Erzurum.
Erzurum yaylasını yalnız türkülerinden tanıyorum
ve güneye
pamuk işleyenlere gitmek için
Toroslardan bir kerre olsun geçemedim diye
                                                                  utanıyorum.

Memleketim :
develer, tren, Ford arabaları ve hasta eşekler,
kavak
          söğüt
                   ve kırmızı toprak.

Memleketim.
Çam ormanlarını, en tatlı suları ve dağ başı göllerini seven
                                                                                alabalık
                    ve onun yarım kiloluğu
                                  pulsuz, gümüş derisinde kızıltılarla
                                                       Bolu'nun Abant gölünde yüzer.
Memleketim :
Ankara ovasında keçiler :

kumral, ipekli, uzun kürklerin pırıldaması.
Yağlı, ağır fındığı Giresun'un.
Al yanakları mis gibi kokan Amasya elması,
zeytin
        incir
               kavun
ve renk renk
                      salkım salkım üzümler
ve sonra karasaban
ve sonra kara sığır
ve sonra : ileri, güzel, iyi
                                    her şeyi
                hayran bir çocuk sevinciyle kabule hazır,
çalışkan, namuslu, yiğit insanlarım
                                        yarı aç, yarı tok
                                                     yarı esir...
Logged

hiçbirşey imkansız değildir
sade
Genel Gözlemci
****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 219



« Yanıtla #25 : Mart 29, 2008, 01:45:40 ÖÖ »

Her Şey Sende Gizli

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındıği kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kâr sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak, bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...


Can Yücel 
Logged

"İnsana hiçbir şey öğretemezsin; öğrenmeyi ancak kendi içinde bulacağını öğretebilirsin."
Galileo
dodo
Ziyaretçi
« Yanıtla #26 : Mart 29, 2008, 01:54:45 ÖÖ »

Bu laflarım Mehmet ve "Sade" içindir kimseler üzerlerine alınmasınlar...Smiley
Ne yapıyorsunuz arkadaşlar? Bunları yapmışken yanına bir de rakı balık ikram etmeniz gerekir artık, ay pardon!!...şuna "su"-balık diyelim. ne olur ne olmaz..
Hadi gidin uyuyun, törpü oldunuz valla. Smiley
Biz gitmekten bahsediyoruz biriniz memleketine giremeyen bir adamın orası için yazdığı şiiri(ben de askerliği erteleyemezsem öyle olacağım herhalde), biriniz de "bir gün yalan söyleyeceksen eğer, bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın" ı yolluyorsunuz...(-sa bile gibi oldu ama olsun)
İstirham ediyorum... Smiley
Sağlıcakla kalın
DOdo

Not: Bu arada bizim forum şiir forumu olma yolunda hızla ilerliyor, ne bu? Şiirleştirme suçundan kovulmayalım forumdan Smiley
Logged
sade
Genel Gözlemci
****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 219



« Yanıtla #27 : Mart 29, 2008, 02:03:28 ÖÖ »

Sevgili Dodo, ben de çok duygulandım gecenin bir yarısı. Sadece "su" bile yetecek..  Smiley
Logged

"İnsana hiçbir şey öğretemezsin; öğrenmeyi ancak kendi içinde bulacağını öğretebilirsin."
Galileo
sade
Genel Gözlemci
****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 219



« Yanıtla #28 : Mart 29, 2008, 02:06:29 ÖÖ »

Eğer
   
 
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

..........
..........

 
 
Can Yücel


Dodo, başka şiir yollamayacağım, söz..
 
 
Logged

"İnsana hiçbir şey öğretemezsin; öğrenmeyi ancak kendi içinde bulacağını öğretebilirsin."
Galileo
mehmet özen
Genel Yürütücü
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 263



« Yanıtla #29 : Mayıs 01, 2008, 06:19:23 ÖS »

dodo
sen de o zaman baska siirler gonder
Gözümüz saatte söyleştik hep,
Koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık.
Hep yetişecek bir yerler vardı

Aranacak adamlar, yapacak isler..
Bir sonraki günü telası bir öncekine bulaştı..
Başkalarının hayati bizimkini aştı.

Kör karanlıkta çalar saat sesi yerine
Kuşluk vakti, kızarmış ekmek kokusu
veya yavuklu busesiyle uyanma düşlerini
Ha babam erteledik.
20'li yaslardayken 30'lara kurduk saatin alarmını
30'larımızda 40'lara, belki sonra 50'lere..

Lakin öyle karmaşık kurgulanmış ki hayat,
Kuşlukta uyanma fırsatı sunduğunda size,
Artık uyku girmez oluyor gözlerinize..

Doyasıya söyleşmek,
Telaşsız sevişmek için bol zamana
kavuştuğunuzda,
Söyleşecek, sevişecek kimsecikler kalmıyor
yanınızda..

Özenle sakladığınız bir sari lira gibi
ömrünüz;
Vakit gelip sandıktan çıkardığınızda,
Birde bakıyorsunuz ki,
Tedavülden kalkmış..

can dündar
Logged

hiçbirşey imkansız değildir

Sayfa: 1 [2] 3   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: